Yasin Koç'un Kişisel Günlüğüdür..

 

Yeni internet yasası.. Kimin ne amaçla gündeme getirdiği zaten belli. Sözde yasak içeriği ayıklamak vs, özde denetimli veri akışı kısaca. Devletler için uygun olabilir belki bilemiyorum, önce onların gözünden bakmak lazım ama biz kullanıcılar için kesinlikle uygun değil tabii ki.
Ben tüm tartışmaları geçiyorum, zaten geçmesem de neyi durdurabilirim? Neyi düşündürebilirim ki? Malum baştakiler bir Allahın kulunu zaten dinlemiyor. Kendimi kimseye dinletemiyeceğim için tartışmaya girmiyorum bile.. Neyse.
Benim derdim sonrası. Bu yasaklardan sonra neler olacak? Önce Dns, sonra Vpn dedik. Şimdi olay deep web(ya da dark web)e kadar geldi. Yeni nesil malum çok hızlı öğreniyor. Şimdilerde bu konuşmalar peydahlanmaya başladı bile. Sözlüklerde de dillendiğini görüyoruz yavaş yavaş..

Peki nedir bu Deep Web?

Kimine göre çok tehlikeli, kimine göre çok yararlı bir ortam olabilir, evet. Bahsedilenlere göre bizim bildiğimiz internet ortamı, gerçek internetin sadece %10unu oluşturuyor. Kalan %90 ise deep web dediğimiz kısımdan oluşuyor.(Hastayım bu kavrama :) Evrendeki karanlık maddeyi anlatır gibi :) Ne hikmetse hep öyle olur. Neyse..) Burada kötü olarak; çocuk pornolarından tecavüzlere, adam öldürmelerden intiharlara, uyuşturucu ticaretinden silah ticaretine, devlet sırlarına kadar birçok şey dolanabiliyor. İyi olarak ise(biz kullanıcılar için iyi, yoksa o da kötü :)) sınırsız film, e-kitap vs. ıvır zıvıra ulaşabileceğimiz bir kaynak diyebiliriz.

Nasıl kullanmak gerekir?
-İyi bir ingilizcemizin olması,
-Yüksek güvenlikli proxy(Başlı başına bi ironidir bu:))
-Hiçbir yasadışı içeriğe karışmama..
-Windows pc ile girmemek(ezelden beri win tehlikelidir zaten)

Aslında en iyisi hiç girmemek :) Fazla uzatmıycam ama konuyla ilgili görüşlere bakılırsa giren çoğu kişinin ya midesi kaldırmıyor ya da sinirleri mahvoluyor(iyi yürekli insanlardan bahsediyorum).

Söz konusu yasadışı içerik olunca kullanıcılardan çok polis vs gibi birimlerin buralarda olması gerektiğini kavramanız lazım. Bunları deneyerek tecrübe etmeye gerek yok. Gerekli istihbarat birimleri orda olacak, olta atacak, suçluları yakalayacak, bunlar olması gereken ve bazen olan şeyler. Olay yasadışı olduğu için siz iyi niyetle girseniz dahi ertesi gün kapınızda polisleri bulabilirsiniz bu işin en büyük riski. Bu riske girmeye değer mi? Ben 10 yıldır değmediği kanaatindeyim. Ben sanırım yaklaşık 10 yıl önce tanıştım bu alemle, tanışmamla elveda dememin arasında pek vakit almadı. 

Gelelim işin diğer tarafına,
Yeni nesil malum, çok hızlı. Gündemde bir internet yasası dillere destan. Tahminimce yeni nesil için epey merak konusu olacak bu alem. İnsanın başına ne gelirse ya meraktan ya .... demişler. Lütfen! Siz siz olun bu yasayı her ne kadar kendi çıkarları için kullanacak olsalar dahi, biraz ayak uydurun ve bu dünyaya adım atmayın derim. Ama..
Bu gençleri buna sevk eden zihniyete ne desem bilmiyorum. Bu kimin suçu? Bunu nereye nasıl şikayet edecez işte bunu da bilmiyorum.

Devletin amaçları bana göre belli. NSA in Prism ine merak var. Benim tahminimce toplanılan verilerle analiz yazılımları yapıcaklar ama.. Bu yazılımların tasarımlarını kim nasıl yapıyor veya yapacak ben bunu merak ediyorum epey :) Türkiyede bunu yapabilecek kaç insan olabilir ki? Bunu yapmak için yabancı bir destek söz konusu olacaksa? Bu iş çok farklı noktalara gider sanırım :)

Yazılımcı bakışıyla bakacak olursak, profil tasarımını nasıl yaparsın ki? Nasıl bir veritabanı yapısı gerekir? O devasa big data verisini nasıl analiz edersin? O veriyi nasıl toplarsın? Nerde saklarsın? Türkiyede bu kadar büyük bir datacenter mevcut mu? Bunun güvenliğini nasıl sağlarsın? Ne kadar para ayırırsın? Bunu ne kadar kullanırsın? Bu o kadar büyük birşey ki.. Bunun altından kim kalkabilir bilmiyorum :)
Kalkmaya çalışacak gerizekalılara şimdiden başarılar diliyorum, iyi şanslar :))

Hepimize kolay gelsin..

Uzun zamandır yazmıyorum, bu aralar çok dikkatime takıldığı için paylaşmak istedim..
Son günlerde malum sosyal ağlarda, servislerde güncelleme atakları mevcut. Özellikle Snapchat'i satın alma ataklarının başarısızlığı sonrasında Snapchat'in etkileyici performansının önüne geçmek isteyenler bazı özel mesaj ataklarına gittiler. Instagram'a "direkt" getirilmesi filan derken az önce Twitter resmi hesabından direkt mesajlarda fotoğraf paylaşımını duyurdu.

Snapchat, bu büyük abilerini öyle korkuttu ki :) Halbuki hiç de geleceği olan bir uygulama değil bana göre. Bilmeyenler için amaç, 5-10sn gibi süresini siz belirleyebildiğiniz içerikleri karşı tarafa gönderip, süre sonunda silinmesi. Yani ajanlık gibi :) Bunu da en çok gençler birbirlerine çıplak foto gibi şeyler göndererek yerine getiriyolardır herhalde :) Bir fotoğraf gönderiyorsunuz, karşı taraf 5 sn boyunca görüntüleyebilsin diyorsunuz, karşı taraf görüntülemeye başlayınca size notifikasyon düşüyor, 5sn sonra ise foto uçuyor. Sözde siliniyor yani. (Sözde dedim dikkat, onu aşmayı da buldular. Çünkü elektronik dünyada hiçbir zaman hiçbir veri silinmez!.) Ama bu uygulamada ben bir gelecek göremiyorum, neyse..

Yazıyı yazmamın amacına geleyim. Aslında bu büyük servisler, bu gibi atakları ilk baştan da yapabilecek kapasitelerdeydiler. Yani twitterda bi foto paylaşılabiliyorken, direkt mesajda paylaşım yapılamazmıydı? Bu kimsenin aklına gelmicek bişey değil. Bunları yapmamalarının sebebi gayet açık. Klasik kapitalist yaklaşım.
Her zaman için amaç; donanım kısmında stok, yazılım kısmında ise alışkanlık eritmektir. Örneğin bilgisayarlarınızda şuan kullandığınız işlemciler, bundan 10 yıl önce istihbarat servisleri gibi yerlerde zaten mevcuttu, son kullanıcıya gelmiyordu. Şimdi istihbarat servisleri vb yerlerde kullanılan teknolojik aletler ise muhtemelen bize yine 10-15 yıl sonra gelecektir. Misal nanobotların yaklaşık 10 yıldır kullanıldığı bir gerçek.. Neyse.
Yazılım kısmında da bu sürekli yapılan yenilikler aslında ilk başlarda yapılabilecek şeyler tabii ki. Ama yapılmıyor çünkü önce insanların alıştıklarından sıkılmaları gerekiyor, mantık bu. Düzenli olarak kullanıcıların sitede kalma süreleri, yeniden ziyaret etme süreleri, hesap dondurmaları, attıkları twitler gibi veriler sağlam analizcilerle analiz ediliyor. Performans düşüşleri belirlenen kritik noktaya geldiğinde müdahale gerçekleştiriliyor tabii ki.

Snapchatten sonra özel mesaj konusunda bir müdahale gerekliydi ve sosyal ağlar bu müdahaleyi gerçekleştirdi. Ne kadar tutar veya tutmaz bilemem ama Facebook'un Snapchat'i satın alma atağının arkasında ne olduğu bariz belli. Uygulamayı bitirip ekibi kendi bünyesine almak.. Zamanında Friendfeed'e yaptığının aynısı.. Özellikle Facebook'a dikkat etmek gerek. Şahsen Facebook'a Service Killer diyorum :)

Sonuç olarak, net dünyasında hiçbir zaman kimsenin güvencesi yok, bugün var olan bir servis yarın var olamayabilir. Açıkçası Facebook'un zamanını da çoktan doldurduğunu düşünüyorum. Bir şirketin arkasını kesinlikle ve kesinlikle donanıma dayaması gerek. Örn: Google. Bunu yapmayanlar silinip gitmeye mahkumdur.. Hani bizim güzel ülkemizde hayalperest gençlerimiz köşeyi dönme planları yapıyorlar ya böyle uygulama geliştirmeye çalışarak; anlasınlar artık, "Zirvede kalmak, çıkmaktan kat be kat zordur. Kalmaya çalışırken bütün prensiplerinizi ezer geçersiniz.". Dikkat etmek gerek..

Saygılarımla,

Biliyorsunuz hayatımızın artık çok büyük bir kısmı internete kaymış durumda. Banka işlemlerimizi, alışverişlerimizi, kısaca hayatın her alanında nerdeyse bütün işlemlerimizi internet yoluyla hallediyoruz artık. Bu durum yanında bazı yükleri de getiriyor. Yararları olduğu gibi zararları da oluyor ne yazıkki.
Korumak için şifrelerimizi güçlendiriyoruz, bilgisayarlarımızı güçlendiriyoruz. Antivirüs paketleri satın alıyoruz vs. 
Ama iş biraz değişmeye başladı.

Önce Stuxnet, sonra duqu. Şimdi de Flame. İnternet dünyası siber savaşa doğru sürükleniyor artık. Devletler demiyorum, çünkü bu durumlardan kullanıcılar da etkileniyor. Casusluk amacı dışında olsa dahi, bulaştığı her bilgisayardan veri toplama potansiyeli olan bir yazılım şaheserleri söz konusu. Şöyle söyliyim, yapılan buluşların %90'ı aslında başka bir buluş yaparken meydana gelmiştir, yani şansa olmuştur. Doğal olarak, amacı olmasa dahi, sizden toplayacağı verilerle de çok farklı işlevler gerçekleştirilebilir. Farklı bir grup kurulup, hesaplarınız takip edilebilir. Farklı bir ton potansiyel oluşturulabilir. Neyse.. 
Kısaca, bundan 10 yıl sonra neyin ne olacağı belli değil. Bana kalırsa internet tamamen zararlı hale gelecek gibi duruyor. 
İşin ilginç tarafı bu soru: Bu savaşı kim başlatıyor?
Bu sorunun cevabının türlü varyasyonları mevcut. Komplo teorisi ararsanız, hayatın aslında kendisi komplodur zaten :)

Hiç işin bu tarafı dikkatinizi çekti mi bilmem. Bundan 10 yıl sonra, siber savaşlar hızını alınca, parayı kim kazanacak? Tabii ki güvenlik şirketleri (antivirüs, firewall).
Savaşları başlatan silah tüccarları olduğuna göre, siber savaşları başlatan kim? Güvenlik şirketleri mi, yoksa iddia edildiği gibi ABD Hükümeti mi?..

Diğer yandan, kapalı kaynak kodlu bir yazılımın açıklarını en iyi kim bilebilir?. Tabii ki onu kodlayan, yapan kişi veya kişiler. Stuxnet, Duqu ve Flame ve çıkacak diğer yazılımların en büyük amacı casusluk olduğuna göre, casusluğun temel görevi açık bulmak ve girmektir. Öyleyse; gerçekten iddia edildiği gibi ABD Hükümeti mi? Yoksa dünyanın en çok kullanılan işletim sistemini yapan Microsoft mu?
Sahi Windows'u Microsoft'tan daha iyi bilebilirmisiniz?.

Yine diğer yandan, ABD Hükümetinin yürürlüğe koyduğu gizli bir karar olabilir mi? Şayet mümkünse, Microsoft hükümet için bilerek çok gizli arka kapılar bırakmış olabilir mi?.

Komplo üstüne komplo. Daha bitmedi.. :)

İyi de herkes windows kullanmıyor ki! Linux da var, Mac (Osx ve türevleri) de var diyeceksiniz.
O zaman hepsinin bağı olan Unix ile mi alakalı bu iş?. :)

Emin olun son şık ağır basıyor. Duqu incelendikten sonra antivirüs firmalarının yayınladığı araştırma raporlarına göre, Duqu OO C ile yazılmıştı. Yani mimari olarak iş en temellere inmiş durumda. Sandığınız gibi C++, Python veya başka bir dil ile değil, C ile yazılıyor ve eski süper programcılar tarafından yazıldığı varsayılıyor. OO C yi araştırırsanız farklı sistemler için ayrı derlemelere gerek kalmamasını sağlıyor diyebilirim kısaca. Yani işi temelinde makine diline yakın düzeyde bitiriyor. O zaman son ihtimal olan Unix'e dönüyor iş.
Bunu yapabilecek kaç kişi var derseniz; gerçekten çok az kişidir  ve onları ekip olarak toplamayı başarmışlar. Asıl bunları kim finanse ediyor sorusu çok önemli.  ve karşı adımlar ne zaman, kimden gelecek... Bekleyip görücez..

Komplo üstüne komplo :)

Yasin Koç.

Kalemin ucundaki bir damla mürekkepteydi tek hakkım. Elimi çekmeden tek kelime.

Bilemedim nasıl yapsam. Ne yazsam ki tek kelimede anlatsın, döksün içimi, tüm kelimeleri. Bir araya getirse hepsini.
Çok uzak diyarlara götürse birden, hislerimi, hiçliğimi.. Tercüman olsa dilime, en yalın haliyle kalbimdekini.
Elimi çekmesem, birden fazla kelime döksem, anlatabilirmiyim derdimi?.
El yazım da kötüdür biraz ama. Gönül bir olunca anlar mı acaba hislerimi?
 
Hani diyorum, yeni bir kalem olsa, döksem içimi, anlatsam herşeyi. Yine de yetermi anlatmaya sana olan bu delice hasretimi?
Ağlasam, gözyaşlarım ıslatsa o kahrolası kağıtları, dağıtsa yazdığım o tüm kelimeleri de.. sevgimin üstüne bir yağmur damlası gibi inse diyeceğim ama..
Değerini anlatmaya ne kelimeler, ne kalemler cesaret etti de.. hiçbiri sonunu getiremedi.
 
İmkansız kadar uzağımdasın işte, kalemleri bitirsem, kağıtlar birlikte ağlasa benle, nafile.
İmkansız kadar uzağımdasın işte...

Not: Ara ara yazdığım buna benzer yazıları yayınlıyacağım. E blog'un anlamı burda değil mi ki zaten..

Saygılarımla,
Yasin Koç.

Bu yazıyı twitter'a sığamadığım için yazıyorum aslında. O kadar doluyum ki anlatamam ama bi yazıda deniyeceğim. Şimdiden birilerini rahatsız edecek olmanın keyfiyle veya üzüntüsüyle (duruma göre) yazıma başlıyayım en iyisi.

Bugün bi kamera sistemi kurdurduk şirketimize. Yalan yok, alarm ve kamera sistemleri işinden nerdeyse hiç anlamıyorum. Sadece mesleğimden dolayı kameralardan, eh yazılımlarından falan anlarsak anlıyoruz işte.. Bu yüzden karışmıyayım da adamlar işlerini yapsın, başlarında zebani gibi dolanmıyayım dedim. Şuan o kadar pişmanım ki...
Seçtiğimiz DVR tamam da. 4 gece görüş kameralı, yanında 1tb diskli, dışardan bağlanmaya izin veren bi sistem olduğunu belirttik en nihayetinde. Ne zamanki kuran eleman, Activex yüzünden "IE9 sorunlu, IE8 daha sorunsuz" dedi, işte o zaman hata yaptığımın farkına vardım. El attım ama geçti biraz.
Yahu bu devirde o kahrolası Activex'i kullanan yazılım mı kaldı ya?!. Hadi bu kadar gerizekalı bir sistem, ulan IE9 Microsoft'un geliştirdiği en kararlı IE sürümü, sen kimsin de IE8 ondan daha iyi dersin?!. Üstüne kaldırayım dedi bide. Orda hop. Avenir diye bişeymiş. Adını da yeni duydum. Haberiniz olsun hiç de iyi bişey değil!
Gündüz kameraların gece görüşü gayet güzeldi, karanlık ortam yapıp test ettik, eyvallah. Akşam oldu, kameralar dökülüyo. Değil hırsızın yüzünü, kendini dahi zor gösterir, polise götürsem benle dalga geçer yeminle.
Telefon kısmı da acaip, Meye adında bi uygulama ile erişiyorsunuz. Yazılım bi düzgün, bi acaip. Ben Beta evresinde bi uygulamayım diye bağırıyor resmen. Blackberry'de dvr a hiç erişemiyor, androidde ise kararsız.

Ne diyeyim, adamları çağıracağım, geldiklerinde burunlarından getireceğim artık, bu da bana ders olsun.

Ha son olarak, 1TB istemiştik ya, herifler 512gb çakmış gitmiş, bizde diyoruz ki nasıl diğer firmadan 200tl aşağı indiler... Tam tahmin ettiğim gibi hdd den çakmışlar baya.. Neyse hesaplaşıcaz...

Diğer konuya geçeyim artık;

İzmir - Gıda çarşısında yazıcı servisliği yapan 2 tane daha dengesiz firma var. Firma isimlerini vermiyorum burda ama olan olay şu;
Bu arkadaşlar yıllardır ortak, bikaç ay önce birbirlerinden ayrılmışlar. Dükkanıma gelip, kendilerini yazılımcı olduğum hakkında uyardığım halde, birbirlerini karalıyorlar. Bu nasıl bir ahlak anlayışıdır hayret ediyorum. Gıda çarşısında en az 20 rakip firmamız vardır ve hiçbiri hakkında konuşmayız, çoğu zaman onlara müşteri bile yollarız ama bu arkadaşları tanıdıkça yazıcımı atasım geldi resmen. Önce biri gelir, yazıcı üstünde diğer firmanın etiketini görür, bak bunların (toner) tozu çok dandik, bak bunlar parça çalar, bak bunlar adam kazıklar der. O gider diğeri gelir, o da aynını diğeri için söyler. Ve bu olanlar sadece 20tl için.
Bunlardan birini seçtim, tozunu değiştirttim, toner geri geldiğinde hali içler acısıydı, yazdığı okunmuyordu bile. Gelmediler sonra. Diğerini çağırdım, hem tozu, hem de drum'u değiştirttim, ekstradan 15tl daha bana girdi. Onu yaparken de diğerine demediğini bırakmadı. Fakat chip'i değiştirmemişti, ısrarla her dolumda değişmesi gerektiğini söylememe ve ona göre fiyat almama rağmen. Geri çağırdım, chip'i değiştirttim. Sorun kalmadı.
Sonra bir önceki geldi, yine diğerini karalamalar..

O kadar tav oldum ki, bu arkadaşları çok yakında karşı karşıya getireceğim dükkanda, sırf kıllık olsun diye. O adamların kardeş kardeş birbirlerine sarılıp sohbet muabbet yapacağına da adım kadar eminim.

Neyse uzun sürdü kusura bakmayın, olayın özüne geleyim.

Bundan sonra özellikle bizim sektörden kimseye hoşgörü ile yaklaşmayacağım. Bu yazıda bahsi geçen ama isimlerini burada vermediğim 3 firmayı da ben çevremde kötüleyeceğim. Bu adamlara tabir-i caizse Gıda çarşısında iş yaptırtmamak benim görevimdir. Böyle haysiyetsiz ticaret yapan insanlara kimsenin ihtiyacı yok, varsın 3 kuruş pahalı olsun, önce adam olsun adam!..

Sektörünüz ne olursa olsun, kim olursanız olun, ÖNCE DÜRÜST OLUN! ÖNCE ADAM OLUN!

Türkiye'de reklamdan başka hiçbir işlevi olmayan Google'a hayret ediyorum. Türkiye'de bu denli önemli iken neden bir şirket kendini geride tutar? Ciddi şekilde birileriyle, büyük bir pazar payı anlaşması olduğunu sanıyorum. Öyle büyük ki buraya girmeye üşeniyor resmen. Buraya bu zamana kadar girmemesinin sadece vergi kaçırmakla alakalı olduğunu reddediyorum.

Ayrıca,
Youtube'un Türk Telekom ile özel dns ağı paylaşması ama Türkçe dilinin bile olmaması da bu garipliklerin üstüne tuz biber. Kimse bana önceki Youtube ban dan bahsetmesin, mağlubiyetler hırslara gebedir!

Şimdiye çok farklı şeyler olmalıydı. En başta diğer Google servisleri gibi Youtube'un da dilleri arasında tr olmalıydı, mobil uygulaması yayılmalıydı tr olarak. Android için bu kadar Rom kısıtlaması olmamalıydı. Bıraksanız Android Market'te Türkçe içerik olmayacak nerdeyse. Google Maps'in hala tr destekli versiyonu yok, telefonunuzda daha önceden yüklü değilse, ve harici kaynaklardan yükleyip riske etmek istemiyorsanız, Google Maps'i unutmalısınız demektir, ülke kısıtlaması yapıyor çünkü. 

Bu liste o kadar uzar gider ki.. En acaibi ofisini bile daha yeni yeni işlevselleştirmesi. O da sadece reklam alanında.

Bir şirket Türkiye gibi bir ülkede neden aktif bir rol almaz bunu anlayamıyorum (jeolojik açısından). Buraya hakim olan, orta doğuya hakim olur. Normalde olması gereken üniversitelerle çalışmak, yeni beyinleri bulmak, çözüm ortakları oluşturmak, gerekirse şirketler satın almak, yeni alanlara ulaşmak diye uzar gider de.. Bunu herkes yaparken Google'ın yapmaması niyedir bilmem.

Kusura bakmayın biraz takmış gibiyim ama, bir dünya devinin bunu yapmasının bir hata değil, bir sonuç olduğunu sanıyorum. Kafamda tüm yön tabelaları Microsoft'u işaret ediyor gibi geliyor. Yada başka birileri.

Bilmem ben mi paranoyaklaşıyorum..

Yahu yıllardır neden sadece Microsoft etkin bu ülkede?

Siz ne dersiniz?.

Tüm islam aleminin Ramazan Bayramını kutlar, hayırlara vesile olmasını dilerim.
Bayramınız mübarek olsun.

Yasin Koç

Merhabalar,

Gündemde son zamanlarda sıkça çıkan ilginç şeyler görüyorum ordu ile ilgili. Malumunuz konu profesyonel ordu. Gerçekleri bilmeyen insan sayısı o kadar fazla ki, bunları yazma gereği duydum artık. Anlamadığım şeyleri bi açıklıyayım dedim.
Yazıda bi kusurum olduysa şimdiden affola..

Anlamadığım şu: Piyadelerde Komando Özel Harekat, Jandarmada Jandarma Özel Harekat, Poliste de Polis Özel Harekat'ın yıllardır var olmasına rağmen (KÖH-bikaç yıllık-diğerlerine oranla yeni) neden yeni kuruluyormuş gibi haber yapılıyor?!. 

PÖH'lerin zaten sayısının 5000'i bulduğunu, operasyonlarda zaten görev aldıklarını biliyormuydunuz? Kontenjanın üzerinde yaklaşık 2000 kişi daha ekleyip, sanki yeni kuruluyormuş gibi lanse edilmesi çok garip. PÖH'ler ilk kuruldukları zamanlarda çok başarılı olmuş olup, ileriki zamanlarda PKK zayıfladıktan sonra amacından sapmaya başlamış, lakaytlıklar oluşmuş, bu yüzden en az yarı görevden fesh edilmiş, görevlerinin çoğu komandolara veya JÖH'lere devredilmiştir. Yani şuan yeniden PÖH'leri olayın içine çekmek, yeni bir strateji değil; tam aksine başarısız olunan bir deneyin yeniden yapılmasıdır. Millet olarak hataları tekrarlamak genimizde var sanırım...

JÖH'lerin 93'te kurulduğunu, ilk özel harekat birimi olduğunu, doğuda çok değerli olduğunu, en tehlikeli görevlere kendilerinin gittiğini biliyormuydunuz? Fakat KÖH'lerden sonra onların da sayıları düşürülmeye başlanmıştır. 2010 yılında yeni asker alımını durdurmuşlardı yanlış hatırlamıyorsam.

Bikaç yıl önce K.K.K'na bağlı KÖH'lerin oluşturulduğunu, önce Hakkari Şırnak ve Tunceli'de kullanılmaya başlandığını, 2010 yılında tüm Tunceli'de karakol destek ve diğer operasyonları üstlendiğini.. Ama şimdi daha yeni kuruluyormuş gibi yeniden lanse edildiğini biliyormuydunuz? Aynı Pöh'lerdeki gibi kontenjanlarına bikaç bin kişinin daha eklendiğini, sonuç olarak zaten uzm. erb. lardan oluşan kadrosunun yine aynı olduğunu biliyormuydunuz?

Son olarak; Bordo Berelilerin doğuda artık nerdeyse hiçbir görev almadıklarını, en tehlikeli işlere her zaman JÖH'lerin gönderildiğini biliyormuydunuz?

Haberleri izleyip, bilmeden, yeniden gaza gelmeyin.

Çatışma haberlerine dikkat ederseniz; örgütün çoğu zaman normal askerlere saldırdığını, bu profesyonellere fazla bulaşmadığını açıkça görürsünüz.

Nereden mi biliyorum? Tunceli'de çok kere yollarımızın kesişmişliği var, Köh'lerle bikaç ay beraber görev almışlığımız da var.

Birim içerikleri:
Jöh'te de Köh'te de blk. veya tk. k. görevini subay (kd. üstğm. - yzb - bnb), tim k. görevini subay (tğm - üstğm), tim k. yardımcı görevini astsblar üstlenir. Tim içeriği de uzm. çvş ve erb. lardan oluşur. Pöh'lerde durum zaten farklı.

Şu profesyonel ordu haberlerini her izlediğimde gülüyorum, zaten varolan şeyleri yeniden önümüze sunuyorlar ve gerçekleri bilmeyen insan sayısı milyonlar. Garip. Komik.

Bilmeyenlere, orada zor şartlarda askerlik yapmış bi j.komandodan not olsun istedim.

Saygılarımla,
Yasin Koç.

Ülkemiz vatandaşları o kadar garip ki.. Bu yazı yazmak istesem roman olur ama az ve öz olsun anlaşılsın maksatlı yazılan bir yazıdır.

Geçtiğimiz günlerde Anonymous grubunun yaptığı açıklamaya istinaden ortam bir hayli gerilmişti ve bugün olan oldu. Devlet sitelerine öncelik TİB'e olmak üzere saldırı almaya başladı. Tüm bunların arasında karşı koyan tek grup Ayyıldız oldu, o da yetersiz kaldı ve karşı saldırıyı aldı.. Şu sıralar da o da offline durumda..

Şu sıralar TİB büyük server ağının avantajlarından faydalanıyor, ufak bir yazılım geliştirilmiş, hangi server boşsa istekleri oraya gönderiyor ve index.serverno.html olarak sayfaları çağırıyor.. Saldırı alıyor fakat yayında kalmayı bu şekilde başarıyor.. Bence çok da iyi hazırlanmış...

An itibariyle Deniz Kuvvetleri Komutanlığı sitesine 2 dk. da giriş yapabildim, Sosyal Güvenlik Kurumu sitesine giriş yapılamıyor.

Tüm bunlar olurken, devlet kurumlarımızın siteleri saldırı alırken, hayret ve ibretle izliyorum ki, bir kısım vatandaş (vatandaş demeye utanıyorum)ın zil takıp oynamadığı kaldı. Sansüre karşı bizim tepkimizi veriyorlar gibisinden düşünceler mevcut. Hımmm, o zaman AKP aleyhindeki kişiler de ABD ile anlaşsın, ABD ordusu Irak'ı işgal ettiği gibi Türkiye'yi de işgal etsin, AKP yi ve orduyu dağıtsın, herşey tam olsun. Kısaca yapılan şey, vatan satmakla eşdeğerdir.

Tarihte her zaman milletimizin sorunları olmuş, ama sorunlarını kendi çözmeyi bilmiştir. Eğer sansür sorunumuz varsa; 40.000 kişi boşuna yürümedi, boşuna eylem yapmadı. Tepkisini ortaya koydu bu millet ve halen de sosyal mecralarda gündemden düşmüyor..

Yapılan şeyin ucu o kadar açık ki anlatılmaz. Ben bunu yapanların darbeci zihniyetiyle aynı olduğunu düşünüyorum kimse kusura bakmasın. Bugün AKP karşısındakilerin sırf AKP düşsün diye darbeye kalkışması ne kadar vatan hainliği ise, şuanda gerçekleştirilen siber saldırıya destek vermek, katılmak gibi eylemlerde bulunmak da o kadar vatan hainliğidir..

Yaptığının farkında olmayan da bir an önce aklını başına toplasın! Bize biz yeteriz! Dış müdahalelere izin vermek vatan hainliğidir!.

Laf nereye gidiyorsa gitsin, kim üstüne alınıyosa alınsın.. Bugün sanal alemde dış müdahaleye destek verenler, yarın gerçek savaşta da onların safına geçerler!.

Ha bu arada çoluk çocuk işi olan DDos saldırılarını bıraksın da gerçek emek gerektiren Script veya DB sızmaları için uğraşsın o adı lasım değil grup. En kolayı da SQL Injection. Buyursunlar.. Önüne gelen hacker olmuş anasını satayım.............

Yasin Koç
PHP Developer - Ysp Owner

Merhabalar,

Bu yazının kaynağı daha önce yazdığım tweetlerim. Orada kısaca, başlık gibi belirttim düşüncelerimi, isteyen @ysnkctr yi takip eder twitter'dan.. Neyse..

Üretim yok, tüketim had safhada. İnternetin genel ve en büyük sorunu. Video, Müzik, Film, E-ticaret, Sosyal ağlar hepsi tavan yapmış durumda. Ulaşabileceği en yüksek pozisyonlara ulaşmış durumdalar bana göre.. Örneğin; 5 kişi oturup yeni bir sosyal ağ projesi düşünmeye başladığımızda aklımıza farklı hiçbişi gelmiyor, gelemiyor. Neden? Çünkü gelenlerin hepsi yapıldı. Facebook, twitter, linkedin, digg, stumbleupon, yelp, delicious vs.. Video konusu belli, en yüksek mertebede youtube var, o bile hala google'a gerekli karı getirmeyi başaramadı, satıldığından beri.. Müzik konusunda pandora, last.fm, tr den fizy gibi örneklerde yeteri kadar yer aldı.. Yani kısaca boşlukların nerdeyse hepsi doldu. Ama hala birileri boşluk var sanıyor ve bunu doldurmanın peşinde koşuyor.. Sonuç olarak da insanların kafasını bulandırmaktan başka bir işe yaramıyor..

Diğer bir konu sosyal medya çağrımları ve gereksiz yer açma endişeleri.. Ben bu konuya baya bi ayrı bakıyorum açıkçası. Sosyal medya nedir ki? Medya zaten başlı başına sosyaldir. Herkesledir, heryerdedir, görseldir, işitseldir veya yazı halindedir.. Biraz gazetededir, biraz dergide, biraz internette, biraz konferansta, biraz fuarda, kısaca her yerde..
Bana göre sosyallik, dışarda, sokakta, restaurantta, cafede, arkadaşta.. Kısaca gerçek hayatta, gerçek kişilerle girilen iletişimin özüdür.. Fakat internet, yani bilgisayar dünyası sanal alemden ibarettir, bu da asosyallik olarak nitelendirilir..
Dikkat ediniz, hergün bissürü araştırmalar yapılıyor, makaleler hazırlanıyor, "kişiler facebook arkadaşlarını beğenmiyorlar", "kadınlar facebooktaki erkeklere güvenmiyor" vs. şeklinde sürüp giden araştırmalar her gün  yeni bir hal alıyor..
Bende size kendimden örnek vereyim; gerçek hayatta arkadaş olarak görüştüğüm 2 yada bilemediniz 3 kişi mevcut. Yakın akrabaları falan da arkadaş kategorisine alcak olursak, 20 bilemediniz 30 olsun. Ama bugün facebook profilime girdiğimde yaklaşık 90 tane arkadaş görüyorum.. Sizce ben bunların kaçını takib ediyorum ki? Toplasanız 15-20 kişinin, eklediği fotoğraflara veya yazdıklarına "ayda bir" yorum atıyorum, gerisinin bağlantılarını komple anasayfamdan kaldırıyorum. Yani sadece arkadaş listesinde duruyor, kendisiyle ilgili hiçbir paylaşımı görmüyorum, görmek de istemiyorum.

Şimdi size bir karşılaştırma yapayım.
En yakın arkadaşınızla bi cafeye gittiniz, bikaç bişi söylediniz, yiyip içiyorsunuz güzel güzel. Belki yeni insanlarla tanıştınız, sohbet ettiniz 3-5 kelime de olsa.. Kafa dağıttınız, stres attınız.. Eğlence mekanına gittiyseniz eğer, eğlendiniz de..
Yada bunları yapmadınız, evde bilgisayarın başına oturdunuz, anne babanızla yada eşinizle dostunuzla yada çocuklarınızla ilgilenmeyi, onlarla oturmayı, sohbet etmeyi kenara ittiniz, facebook'a girdiniz, 1-2 kişiyle "selam naber, iyidir senden naber, benden de iyi" cümlelerinden oluşan yalan sohbetler yaptınız, gereksiz, saçma sapan 1-2 video izlediniz, zamanınızı böyle geçirip gittiniz, ve bitti..

Hangisi sosyallik? İlk yaptığınız mı? Yoksa sosyal ağ denen yerde takılmanız mı? İlk yaptığınızın adı sosyallik, 2. yaptığınız ise asosyallik.

Bilgisayar üzerinde naparsanız yapın, sanal dünyada nerelere ulaşırsanız ulaşın, bunları yaparken her adımda sosyallikten, gerçeklikten bir adım daha uzağa gitmiş olacaksınız bunu unutmayın...

O zaman bu sosyal medya dedikleri de ne?
Bunu attığım twitlerde de belirttim, üretim olmadığı için, üretilenleri format değiştirip yeniden piyasaya sürmek. Tam da olan bu. Medya zaten hep vardı. Başta da belirttiğim gibi medya heryerde, herşeyde, herşekilde.. Medya başlı başına, tüm gereçlerle ilişkilidir.. Sosyal medya diye tabir ettikleri, sosyal ağları daha iyi kullanabilen bir medyadan ibaret ama ne o sosyal ağlar sosyal, ne de medya farklı bi iş kategorisinde.. Kısaca zaten varolanı, yeni bişeymiş gibi yeniden piyasaya sürmek yapılan iş..

Bu işin sonu nereye varacak?
İnsanlar doymak bilmiyor, üretilen üretildi ama hala boşluklar aradıkları için üretilenleri dibine kadar zorluyorlar ve üretilenlerin değerini düşürmekten başka bir iş yapmıyorlar.. Bunun sonucunda bana kalırsa, kısa bi zaman sonra 2. internet balonunun patlamasını seyredebiliriz gibime geliyor..

Nedir bu internet balonu?
Yıllar önce 1. balon patladığında internet belki büyük bi yara almış, yada çok farklı bir alanda gelişmeye başlamıştı. AOL, ICQ, Yahoo gibi devler kenara itilirken, sahneye Msn, Google ve diğerleri çıkıyordu.. O zaman da tam durum buydu. Şimdide aynı durum oldu ve bahse konu olanların hepsi eski etkilerini kaybettiler.. Yakında yerlerine, yenilerini görebiliriz tabii ki.

Sonuç olarak; aynı işler, aynı temeldeki iş ağları, model veya isim gibi şartları değiştirerek bikaç senede bir kendini yeniliyor, bundan sonra da böyle olacak.. Kısaca sürekli, birileri, insanları oyalıyor olacak.

Hiç düşündünüz mü CERN'in deneyleri ne alemde? Uzay teknolojileri ne alemde? Nano teknoloji ne alemde? Bilim dünyası ne alemde? vs..

Şu internette yeni reklam dönemi başladı ya hani.. viral olan.. Asosyal medyanın düştüğü o çukurun bizzat kanıtıdır.. Örneğin; inanılmaz evlenme teklifi ve ona verilen cevaplar falan.. Tüm o asosyallere başarılar dilerim, siz videoları izlemeye ve izletmeye devam edin. İstediğiniz kadar kıvranın, istediğiniz kadar çabalayın, düştüğünüz çukurdan kurtulamayacaksınız :)

Hadin benden bu kadar, kusurum olduysa affola, kimse üstüne alınmasın.

Saygılarımla,
Yasin Koç.

Sayfa Seçiniz: Sonraki Son >>

 

Kullanıcı Girişi

Kullanıcı Adı:
Şifre:


Since 2006. Powered By ysn © Rss