Yasin Koç'un Kişisel Günlüğüdür..

 

Şu sıralar Başbakan ın Atvde canlı bir yayını var. Twitter da da tahmin edebileceğiniz gibi ilginç tweet akışları mevcut tabii ki. Özellikle yöneldikleri konu ise; Facebook ve Youtube a yedirmeyiz söylemleri Başbakanın :)

Üstelik bunu yazanlardan bazıları ülkemizin önde gelen internet şirketlerinin sahipleri vs.. Bana çok komik geliyor bu iş. Ülkene tonla vergi veriyorsun, adeta vergilerle sıkıştırılmış durumdasın, yabancı dev şirketler ülkenden tonla gelir elde ederken hiçbir vergi ödemiyor. Bunların karşısında durup, hakkını arıyacağına; sırf Başbakanın karşısında olmak için kalkmış o dev şirketlere destek veriyorsun. Yahu bu nasıl ironidir, biri bana açıklasın? Bu ülkede yaşayan sensin, iş yapan sensin, hizmet eden sensin, vergiler boğazında, başka birileri güle oynaya vergi ödemeden deli gibi para kazanıyor ve HİÇ Mİ ZORUNA GİTMİYOR?.

Sırf muhalefet olmak için at gözlüğü takmanın örneği bu bana göre. KLASİK.

Sadece internet şirketleri değil. Özellikle fiziksel konumda yer alan büyük şirketlerin de bu internetin dev şirketlerinin karşısında durması gerekirken, hepsi bu Google, Facebook gibi firmaların avukatı kesilmiş durumda. Buna benim kitabımda Şeytanın Avukatlığı deniyor.

Sırf iktidar ile aynı düşünceleri paylaşmıyorsun diye, bu vergi kaçakçılarının yanında olma haddini gösteriyorsan bunun adı at gözlüğü takmaktır, iki yüzlülüktür. O düşmanlık gözünü kör eder, gün gelir devlet düşmanı olur çıkarsın, ruhun duymaz.

Yanlış anlaşılmasın, yılda 5-10milyon TL cirosu olan bir şirketin yönetim kadrosunda bulunuyorum ve vergiler afedersiniz anamızı ağlatmış durumda. Biz bu haldeyken bu vergi kaçakçılarının kazandığı her kuruş zoruma gidiyor. Ya onlar da vergilerini ödesin ya da benden de vergi alınmasın!

Öyle bilgisayarın karşısında oturup, 2 tweet atmakla veya Facebook, Youtubea girerek vatan kurtarılmıyor. Kendi şirketiniz olduğunda, bisürü kişi işinizden ekmek yediğinde, geleceğiniz söz konusu olduğunda, vergilerin içinde boğulurken belki dediklerimi daha iyi anlarsınız.. Bu da o kerizlere kapak olsun.

Tamamen kişisel görüşlerimdir. Hiçbir siyasi tarafım yoktur, iktidar da muhalefet de beni gram alakadar etmez. Biraz ağır olduysa kusura bakmayın, benim için bu konunun normal bir tarafı yoktur.

Yeni internet yasası.. Kimin ne amaçla gündeme getirdiği zaten belli. Sözde yasak içeriği ayıklamak vs, özde denetimli veri akışı kısaca. Devletler için uygun olabilir belki bilemiyorum, önce onların gözünden bakmak lazım ama biz kullanıcılar için kesinlikle uygun değil tabii ki.
Ben tüm tartışmaları geçiyorum, zaten geçmesem de neyi durdurabilirim? Neyi düşündürebilirim ki? Malum baştakiler bir Allahın kulunu zaten dinlemiyor. Kendimi kimseye dinletemiyeceğim için tartışmaya girmiyorum bile.. Neyse.
Benim derdim sonrası. Bu yasaklardan sonra neler olacak? Önce Dns, sonra Vpn dedik. Şimdi olay deep web(ya da dark web)e kadar geldi. Yeni nesil malum çok hızlı öğreniyor. Şimdilerde bu konuşmalar peydahlanmaya başladı bile. Sözlüklerde de dillendiğini görüyoruz yavaş yavaş..

Peki nedir bu Deep Web?

Kimine göre çok tehlikeli, kimine göre çok yararlı bir ortam olabilir, evet. Bahsedilenlere göre bizim bildiğimiz internet ortamı, gerçek internetin sadece %10unu oluşturuyor. Kalan %90 ise deep web dediğimiz kısımdan oluşuyor.(Hastayım bu kavrama :) Evrendeki karanlık maddeyi anlatır gibi :) Ne hikmetse hep öyle olur. Neyse..) Burada kötü olarak; çocuk pornolarından tecavüzlere, adam öldürmelerden intiharlara, uyuşturucu ticaretinden silah ticaretine, devlet sırlarına kadar birçok şey dolanabiliyor. İyi olarak ise(biz kullanıcılar için iyi, yoksa o da kötü :)) sınırsız film, e-kitap vs. ıvır zıvıra ulaşabileceğimiz bir kaynak diyebiliriz.

Nasıl kullanmak gerekir?
-İyi bir ingilizcemizin olması,
-Yüksek güvenlikli proxy(Başlı başına bi ironidir bu:))
-Hiçbir yasadışı içeriğe karışmama..
-Windows pc ile girmemek(ezelden beri win tehlikelidir zaten)

Aslında en iyisi hiç girmemek :) Fazla uzatmıycam ama konuyla ilgili görüşlere bakılırsa giren çoğu kişinin ya midesi kaldırmıyor ya da sinirleri mahvoluyor(iyi yürekli insanlardan bahsediyorum).

Söz konusu yasadışı içerik olunca kullanıcılardan çok polis vs gibi birimlerin buralarda olması gerektiğini kavramanız lazım. Bunları deneyerek tecrübe etmeye gerek yok. Gerekli istihbarat birimleri orda olacak, olta atacak, suçluları yakalayacak, bunlar olması gereken ve bazen olan şeyler. Olay yasadışı olduğu için siz iyi niyetle girseniz dahi ertesi gün kapınızda polisleri bulabilirsiniz bu işin en büyük riski. Bu riske girmeye değer mi? Ben 10 yıldır değmediği kanaatindeyim. Ben sanırım yaklaşık 10 yıl önce tanıştım bu alemle, tanışmamla elveda dememin arasında pek vakit almadı. 

Gelelim işin diğer tarafına,
Yeni nesil malum, çok hızlı. Gündemde bir internet yasası dillere destan. Tahminimce yeni nesil için epey merak konusu olacak bu alem. İnsanın başına ne gelirse ya meraktan ya .... demişler. Lütfen! Siz siz olun bu yasayı her ne kadar kendi çıkarları için kullanacak olsalar dahi, biraz ayak uydurun ve bu dünyaya adım atmayın derim. Ama..
Bu gençleri buna sevk eden zihniyete ne desem bilmiyorum. Bu kimin suçu? Bunu nereye nasıl şikayet edecez işte bunu da bilmiyorum.

Devletin amaçları bana göre belli. NSA in Prism ine merak var. Benim tahminimce toplanılan verilerle analiz yazılımları yapıcaklar ama.. Bu yazılımların tasarımlarını kim nasıl yapıyor veya yapacak ben bunu merak ediyorum epey :) Türkiyede bunu yapabilecek kaç insan olabilir ki? Bunu yapmak için yabancı bir destek söz konusu olacaksa? Bu iş çok farklı noktalara gider sanırım :)

Yazılımcı bakışıyla bakacak olursak, profil tasarımını nasıl yaparsın ki? Nasıl bir veritabanı yapısı gerekir? O devasa big data verisini nasıl analiz edersin? O veriyi nasıl toplarsın? Nerde saklarsın? Türkiyede bu kadar büyük bir datacenter mevcut mu? Bunun güvenliğini nasıl sağlarsın? Ne kadar para ayırırsın? Bunu ne kadar kullanırsın? Bu o kadar büyük birşey ki.. Bunun altından kim kalkabilir bilmiyorum :)
Kalkmaya çalışacak gerizekalılara şimdiden başarılar diliyorum, iyi şanslar :))

Hepimize kolay gelsin..

Uzun zamandır yazmıyorum, bu aralar çok dikkatime takıldığı için paylaşmak istedim..
Son günlerde malum sosyal ağlarda, servislerde güncelleme atakları mevcut. Özellikle Snapchat'i satın alma ataklarının başarısızlığı sonrasında Snapchat'in etkileyici performansının önüne geçmek isteyenler bazı özel mesaj ataklarına gittiler. Instagram'a "direkt" getirilmesi filan derken az önce Twitter resmi hesabından direkt mesajlarda fotoğraf paylaşımını duyurdu.

Snapchat, bu büyük abilerini öyle korkuttu ki :) Halbuki hiç de geleceği olan bir uygulama değil bana göre. Bilmeyenler için amaç, 5-10sn gibi süresini siz belirleyebildiğiniz içerikleri karşı tarafa gönderip, süre sonunda silinmesi. Yani ajanlık gibi :) Bunu da en çok gençler birbirlerine çıplak foto gibi şeyler göndererek yerine getiriyolardır herhalde :) Bir fotoğraf gönderiyorsunuz, karşı taraf 5 sn boyunca görüntüleyebilsin diyorsunuz, karşı taraf görüntülemeye başlayınca size notifikasyon düşüyor, 5sn sonra ise foto uçuyor. Sözde siliniyor yani. (Sözde dedim dikkat, onu aşmayı da buldular. Çünkü elektronik dünyada hiçbir zaman hiçbir veri silinmez!.) Ama bu uygulamada ben bir gelecek göremiyorum, neyse..

Yazıyı yazmamın amacına geleyim. Aslında bu büyük servisler, bu gibi atakları ilk baştan da yapabilecek kapasitelerdeydiler. Yani twitterda bi foto paylaşılabiliyorken, direkt mesajda paylaşım yapılamazmıydı? Bu kimsenin aklına gelmicek bişey değil. Bunları yapmamalarının sebebi gayet açık. Klasik kapitalist yaklaşım.
Her zaman için amaç; donanım kısmında stok, yazılım kısmında ise alışkanlık eritmektir. Örneğin bilgisayarlarınızda şuan kullandığınız işlemciler, bundan 10 yıl önce istihbarat servisleri gibi yerlerde zaten mevcuttu, son kullanıcıya gelmiyordu. Şimdi istihbarat servisleri vb yerlerde kullanılan teknolojik aletler ise muhtemelen bize yine 10-15 yıl sonra gelecektir. Misal nanobotların yaklaşık 10 yıldır kullanıldığı bir gerçek.. Neyse.
Yazılım kısmında da bu sürekli yapılan yenilikler aslında ilk başlarda yapılabilecek şeyler tabii ki. Ama yapılmıyor çünkü önce insanların alıştıklarından sıkılmaları gerekiyor, mantık bu. Düzenli olarak kullanıcıların sitede kalma süreleri, yeniden ziyaret etme süreleri, hesap dondurmaları, attıkları twitler gibi veriler sağlam analizcilerle analiz ediliyor. Performans düşüşleri belirlenen kritik noktaya geldiğinde müdahale gerçekleştiriliyor tabii ki.

Snapchatten sonra özel mesaj konusunda bir müdahale gerekliydi ve sosyal ağlar bu müdahaleyi gerçekleştirdi. Ne kadar tutar veya tutmaz bilemem ama Facebook'un Snapchat'i satın alma atağının arkasında ne olduğu bariz belli. Uygulamayı bitirip ekibi kendi bünyesine almak.. Zamanında Friendfeed'e yaptığının aynısı.. Özellikle Facebook'a dikkat etmek gerek. Şahsen Facebook'a Service Killer diyorum :)

Sonuç olarak, net dünyasında hiçbir zaman kimsenin güvencesi yok, bugün var olan bir servis yarın var olamayabilir. Açıkçası Facebook'un zamanını da çoktan doldurduğunu düşünüyorum. Bir şirketin arkasını kesinlikle ve kesinlikle donanıma dayaması gerek. Örn: Google. Bunu yapmayanlar silinip gitmeye mahkumdur.. Hani bizim güzel ülkemizde hayalperest gençlerimiz köşeyi dönme planları yapıyorlar ya böyle uygulama geliştirmeye çalışarak; anlasınlar artık, "Zirvede kalmak, çıkmaktan kat be kat zordur. Kalmaya çalışırken bütün prensiplerinizi ezer geçersiniz.". Dikkat etmek gerek..

Saygılarımla,

Bu yazım birilerinin sinirini bozacak belki, veya güldürecek veya düşündürecek, bilemiyorum ama yazmam lazım. İçine at at nereye kadar..

Devamlı Türkiye Ekonomisi dünyanın 17. si bilmem nesi vs zırvalar dönüyor etrafımızda malum. Hükümetin çoluk çocuk kandırmaya çalıştığını düşünüyorum artık. Yani iyi bir yalan. Yanlışımız varsa da bi zahmet birileri düzeltsin artık..

Ülkenin genelinde ya gerçek bir durgunluk ya da ciddi bir tasfiye var. Küçük şirketler patır patır batıp gidiyor, büyüklere bişey olduğu da yok. Küçük dediğime bakmayın, en düşüğünün yılda 3-5 milyon cirosu olanlardan bahsediyorum. Son 1 sene içersinde sektörümüzde en az 7-8 batak gördük mesela, bunların bazısının bize zararı da dokundu. Biri hatta yakın arkadaşımız, bir gecede çekti gitti çeki patlayınca. Alacağımız elimizde patladı tabi. Neyse.. Bugün biri daha gitti. Piyasaya bıraktığı zarar 10 trilyon, ilk konuşulan bu, genelde zarar ilk konuşulanın 2 katı civarlarına çıktığı için 10-20 trilyonun arasında piyasada bir zarar söz konusu. Bu da bahsettiğim yıllık 5-10 milyon cirosu olan firmalardan bir kaçının daha kısa zamanda batacağı müjdesini doğuruyor ne yazıkki. Temel, düz mantık. Gerçek bu.
Şimdi diyeceksiniz ki sektör ne? Söyliyim. İnşaata en yakın sektör (Bu ülkede inşaat durursa ülke durur, bunu herkes bilir, düşünün artık), mekanik malzemeler, tesisat malzemeleri, mühendislik, ısıtma soğutma vs sektörlerden bahsediyorum. İnşaatın hemen yan alanıdır bunlar. Sadece 1 senede doğalgaz sektöründe İzmir'de batan firma sayısı 50-100 arası hatta daha fazla olduğu söyleniyor. Bahsettiğim sektörlerden orta çaplı firmalardan ise 15-20 civarı. Ve sadece "İzmir". Ülkenin geneline bakarsanız, dudaklarınız uçuklayabilir, bakmayın :)
Kdv'ler, Ötv'ler, Gümrük Vergileri, Stopaj vergileri, Gelir vergileri, zart vergileri zurt vergileri.. Bu böyle say say bitmez. Yıl sonu oturun bakın gözlerinize inanamazsınız. Daha doğrusu özellikle mart civarı. Ben size şöyle açıklıyayım: Toptancısınız, yılda 5 milyon ciro yaptınız, %10 ile çalıştınız, 500bin karınız var, gideriniz 300 bin(şirket, eleman, araç vs giderler), kaldı size 200 bin. Vergileri bir topladınız gördünüz ki, elinizde kaldı taş çatlasın en fazla 75000(dedim ya bütün o zart zurt vergiler). Sonra puştun biri kaçtı gitti, bi miktar taktı giderken. Gördünüz ki bedavaya çalışmışsınız hatta zarardasınız.. :) Hiçbir güvence yokki! Adam yazmış 20bin tl lik çek, çekin teminatı bin tl. Gülermisin ağlarmısın?.

Ha bunlar olurken uçurum da devamlı büyüyor ama. Hani şu büyük balıklar. Ne hikmetse hiçbirinin gerilediği yok. Yatırım üstüne yatırım, büyüme üstüne büyüme. Bankalar da hakeza..
Bana öyle geliyor ki, esnafın yok edildiği gibi, bu orta sınıfı da yok etmek istiyorlar. Nedense bana insanları fabrika işçisi statüsüne sokmak isteniyor gibi geliyo devamlı. Büyük firmalar iyice büyüsün, herşeyi yutsun, insanlar onların himayesine girsin, biz de sadece büyük balıkları kontrol edelim gibi. Maksat kontrol alanını daraltıp rahatlamak. Düşünsenize, 100000 firmayı denetlemek var, 1000 firmayı denetlemek var. Vergi kaçakçılığını önlemek için küstahça, zalimce yapılan birşey kısaca, tabi gerçek böyleyse..

Ve artık Kdv hariç, diğer hiçbirşeyin 1 kuruşunu dahi helal etmiyorum. Kimin boğazında kalırsa kalsın.
Allah'ından korkan, vatanını seven, namuslu ve adam gibi dürüst, bu işlere açıklık getirebilecek birileri varsa da buyursun açıklasın bakalım anlayalım, biz harbiden çoluk çocukmuyuz...

Tek kelimeyle yazık..

Biliyorsunuz hayatımızın artık çok büyük bir kısmı internete kaymış durumda. Banka işlemlerimizi, alışverişlerimizi, kısaca hayatın her alanında nerdeyse bütün işlemlerimizi internet yoluyla hallediyoruz artık. Bu durum yanında bazı yükleri de getiriyor. Yararları olduğu gibi zararları da oluyor ne yazıkki.
Korumak için şifrelerimizi güçlendiriyoruz, bilgisayarlarımızı güçlendiriyoruz. Antivirüs paketleri satın alıyoruz vs. 
Ama iş biraz değişmeye başladı.

Önce Stuxnet, sonra duqu. Şimdi de Flame. İnternet dünyası siber savaşa doğru sürükleniyor artık. Devletler demiyorum, çünkü bu durumlardan kullanıcılar da etkileniyor. Casusluk amacı dışında olsa dahi, bulaştığı her bilgisayardan veri toplama potansiyeli olan bir yazılım şaheserleri söz konusu. Şöyle söyliyim, yapılan buluşların %90'ı aslında başka bir buluş yaparken meydana gelmiştir, yani şansa olmuştur. Doğal olarak, amacı olmasa dahi, sizden toplayacağı verilerle de çok farklı işlevler gerçekleştirilebilir. Farklı bir grup kurulup, hesaplarınız takip edilebilir. Farklı bir ton potansiyel oluşturulabilir. Neyse.. 
Kısaca, bundan 10 yıl sonra neyin ne olacağı belli değil. Bana kalırsa internet tamamen zararlı hale gelecek gibi duruyor. 
İşin ilginç tarafı bu soru: Bu savaşı kim başlatıyor?
Bu sorunun cevabının türlü varyasyonları mevcut. Komplo teorisi ararsanız, hayatın aslında kendisi komplodur zaten :)

Hiç işin bu tarafı dikkatinizi çekti mi bilmem. Bundan 10 yıl sonra, siber savaşlar hızını alınca, parayı kim kazanacak? Tabii ki güvenlik şirketleri (antivirüs, firewall).
Savaşları başlatan silah tüccarları olduğuna göre, siber savaşları başlatan kim? Güvenlik şirketleri mi, yoksa iddia edildiği gibi ABD Hükümeti mi?..

Diğer yandan, kapalı kaynak kodlu bir yazılımın açıklarını en iyi kim bilebilir?. Tabii ki onu kodlayan, yapan kişi veya kişiler. Stuxnet, Duqu ve Flame ve çıkacak diğer yazılımların en büyük amacı casusluk olduğuna göre, casusluğun temel görevi açık bulmak ve girmektir. Öyleyse; gerçekten iddia edildiği gibi ABD Hükümeti mi? Yoksa dünyanın en çok kullanılan işletim sistemini yapan Microsoft mu?
Sahi Windows'u Microsoft'tan daha iyi bilebilirmisiniz?.

Yine diğer yandan, ABD Hükümetinin yürürlüğe koyduğu gizli bir karar olabilir mi? Şayet mümkünse, Microsoft hükümet için bilerek çok gizli arka kapılar bırakmış olabilir mi?.

Komplo üstüne komplo. Daha bitmedi.. :)

İyi de herkes windows kullanmıyor ki! Linux da var, Mac (Osx ve türevleri) de var diyeceksiniz.
O zaman hepsinin bağı olan Unix ile mi alakalı bu iş?. :)

Emin olun son şık ağır basıyor. Duqu incelendikten sonra antivirüs firmalarının yayınladığı araştırma raporlarına göre, Duqu OO C ile yazılmıştı. Yani mimari olarak iş en temellere inmiş durumda. Sandığınız gibi C++, Python veya başka bir dil ile değil, C ile yazılıyor ve eski süper programcılar tarafından yazıldığı varsayılıyor. OO C yi araştırırsanız farklı sistemler için ayrı derlemelere gerek kalmamasını sağlıyor diyebilirim kısaca. Yani işi temelinde makine diline yakın düzeyde bitiriyor. O zaman son ihtimal olan Unix'e dönüyor iş.
Bunu yapabilecek kaç kişi var derseniz; gerçekten çok az kişidir  ve onları ekip olarak toplamayı başarmışlar. Asıl bunları kim finanse ediyor sorusu çok önemli.  ve karşı adımlar ne zaman, kimden gelecek... Bekleyip görücez..

Komplo üstüne komplo :)

Yasin Koç.

Kalemin ucundaki bir damla mürekkepteydi tek hakkım. Elimi çekmeden tek kelime.

Bilemedim nasıl yapsam. Ne yazsam ki tek kelimede anlatsın, döksün içimi, tüm kelimeleri. Bir araya getirse hepsini.
Çok uzak diyarlara götürse birden, hislerimi, hiçliğimi.. Tercüman olsa dilime, en yalın haliyle kalbimdekini.
Elimi çekmesem, birden fazla kelime döksem, anlatabilirmiyim derdimi?.
El yazım da kötüdür biraz ama. Gönül bir olunca anlar mı acaba hislerimi?
 
Hani diyorum, yeni bir kalem olsa, döksem içimi, anlatsam herşeyi. Yine de yetermi anlatmaya sana olan bu delice hasretimi?
Ağlasam, gözyaşlarım ıslatsa o kahrolası kağıtları, dağıtsa yazdığım o tüm kelimeleri de.. sevgimin üstüne bir yağmur damlası gibi inse diyeceğim ama..
Değerini anlatmaya ne kelimeler, ne kalemler cesaret etti de.. hiçbiri sonunu getiremedi.
 
İmkansız kadar uzağımdasın işte, kalemleri bitirsem, kağıtlar birlikte ağlasa benle, nafile.
İmkansız kadar uzağımdasın işte...

Not: Ara ara yazdığım buna benzer yazıları yayınlıyacağım. E blog'un anlamı burda değil mi ki zaten..

Saygılarımla,
Yasin Koç.

Bu yazıyı twitter'a sığamadığım için yazıyorum aslında. O kadar doluyum ki anlatamam ama bi yazıda deniyeceğim. Şimdiden birilerini rahatsız edecek olmanın keyfiyle veya üzüntüsüyle (duruma göre) yazıma başlıyayım en iyisi.

Bugün bi kamera sistemi kurdurduk şirketimize. Yalan yok, alarm ve kamera sistemleri işinden nerdeyse hiç anlamıyorum. Sadece mesleğimden dolayı kameralardan, eh yazılımlarından falan anlarsak anlıyoruz işte.. Bu yüzden karışmıyayım da adamlar işlerini yapsın, başlarında zebani gibi dolanmıyayım dedim. Şuan o kadar pişmanım ki...
Seçtiğimiz DVR tamam da. 4 gece görüş kameralı, yanında 1tb diskli, dışardan bağlanmaya izin veren bi sistem olduğunu belirttik en nihayetinde. Ne zamanki kuran eleman, Activex yüzünden "IE9 sorunlu, IE8 daha sorunsuz" dedi, işte o zaman hata yaptığımın farkına vardım. El attım ama geçti biraz.
Yahu bu devirde o kahrolası Activex'i kullanan yazılım mı kaldı ya?!. Hadi bu kadar gerizekalı bir sistem, ulan IE9 Microsoft'un geliştirdiği en kararlı IE sürümü, sen kimsin de IE8 ondan daha iyi dersin?!. Üstüne kaldırayım dedi bide. Orda hop. Avenir diye bişeymiş. Adını da yeni duydum. Haberiniz olsun hiç de iyi bişey değil!
Gündüz kameraların gece görüşü gayet güzeldi, karanlık ortam yapıp test ettik, eyvallah. Akşam oldu, kameralar dökülüyo. Değil hırsızın yüzünü, kendini dahi zor gösterir, polise götürsem benle dalga geçer yeminle.
Telefon kısmı da acaip, Meye adında bi uygulama ile erişiyorsunuz. Yazılım bi düzgün, bi acaip. Ben Beta evresinde bi uygulamayım diye bağırıyor resmen. Blackberry'de dvr a hiç erişemiyor, androidde ise kararsız.

Ne diyeyim, adamları çağıracağım, geldiklerinde burunlarından getireceğim artık, bu da bana ders olsun.

Ha son olarak, 1TB istemiştik ya, herifler 512gb çakmış gitmiş, bizde diyoruz ki nasıl diğer firmadan 200tl aşağı indiler... Tam tahmin ettiğim gibi hdd den çakmışlar baya.. Neyse hesaplaşıcaz...

Diğer konuya geçeyim artık;

İzmir - Gıda çarşısında yazıcı servisliği yapan 2 tane daha dengesiz firma var. Firma isimlerini vermiyorum burda ama olan olay şu;
Bu arkadaşlar yıllardır ortak, bikaç ay önce birbirlerinden ayrılmışlar. Dükkanıma gelip, kendilerini yazılımcı olduğum hakkında uyardığım halde, birbirlerini karalıyorlar. Bu nasıl bir ahlak anlayışıdır hayret ediyorum. Gıda çarşısında en az 20 rakip firmamız vardır ve hiçbiri hakkında konuşmayız, çoğu zaman onlara müşteri bile yollarız ama bu arkadaşları tanıdıkça yazıcımı atasım geldi resmen. Önce biri gelir, yazıcı üstünde diğer firmanın etiketini görür, bak bunların (toner) tozu çok dandik, bak bunlar parça çalar, bak bunlar adam kazıklar der. O gider diğeri gelir, o da aynını diğeri için söyler. Ve bu olanlar sadece 20tl için.
Bunlardan birini seçtim, tozunu değiştirttim, toner geri geldiğinde hali içler acısıydı, yazdığı okunmuyordu bile. Gelmediler sonra. Diğerini çağırdım, hem tozu, hem de drum'u değiştirttim, ekstradan 15tl daha bana girdi. Onu yaparken de diğerine demediğini bırakmadı. Fakat chip'i değiştirmemişti, ısrarla her dolumda değişmesi gerektiğini söylememe ve ona göre fiyat almama rağmen. Geri çağırdım, chip'i değiştirttim. Sorun kalmadı.
Sonra bir önceki geldi, yine diğerini karalamalar..

O kadar tav oldum ki, bu arkadaşları çok yakında karşı karşıya getireceğim dükkanda, sırf kıllık olsun diye. O adamların kardeş kardeş birbirlerine sarılıp sohbet muabbet yapacağına da adım kadar eminim.

Neyse uzun sürdü kusura bakmayın, olayın özüne geleyim.

Bundan sonra özellikle bizim sektörden kimseye hoşgörü ile yaklaşmayacağım. Bu yazıda bahsi geçen ama isimlerini burada vermediğim 3 firmayı da ben çevremde kötüleyeceğim. Bu adamlara tabir-i caizse Gıda çarşısında iş yaptırtmamak benim görevimdir. Böyle haysiyetsiz ticaret yapan insanlara kimsenin ihtiyacı yok, varsın 3 kuruş pahalı olsun, önce adam olsun adam!..

Sektörünüz ne olursa olsun, kim olursanız olun, ÖNCE DÜRÜST OLUN! ÖNCE ADAM OLUN!

Türkiye'de reklamdan başka hiçbir işlevi olmayan Google'a hayret ediyorum. Türkiye'de bu denli önemli iken neden bir şirket kendini geride tutar? Ciddi şekilde birileriyle, büyük bir pazar payı anlaşması olduğunu sanıyorum. Öyle büyük ki buraya girmeye üşeniyor resmen. Buraya bu zamana kadar girmemesinin sadece vergi kaçırmakla alakalı olduğunu reddediyorum.

Ayrıca,
Youtube'un Türk Telekom ile özel dns ağı paylaşması ama Türkçe dilinin bile olmaması da bu garipliklerin üstüne tuz biber. Kimse bana önceki Youtube ban dan bahsetmesin, mağlubiyetler hırslara gebedir!

Şimdiye çok farklı şeyler olmalıydı. En başta diğer Google servisleri gibi Youtube'un da dilleri arasında tr olmalıydı, mobil uygulaması yayılmalıydı tr olarak. Android için bu kadar Rom kısıtlaması olmamalıydı. Bıraksanız Android Market'te Türkçe içerik olmayacak nerdeyse. Google Maps'in hala tr destekli versiyonu yok, telefonunuzda daha önceden yüklü değilse, ve harici kaynaklardan yükleyip riske etmek istemiyorsanız, Google Maps'i unutmalısınız demektir, ülke kısıtlaması yapıyor çünkü. 

Bu liste o kadar uzar gider ki.. En acaibi ofisini bile daha yeni yeni işlevselleştirmesi. O da sadece reklam alanında.

Bir şirket Türkiye gibi bir ülkede neden aktif bir rol almaz bunu anlayamıyorum (jeolojik açısından). Buraya hakim olan, orta doğuya hakim olur. Normalde olması gereken üniversitelerle çalışmak, yeni beyinleri bulmak, çözüm ortakları oluşturmak, gerekirse şirketler satın almak, yeni alanlara ulaşmak diye uzar gider de.. Bunu herkes yaparken Google'ın yapmaması niyedir bilmem.

Kusura bakmayın biraz takmış gibiyim ama, bir dünya devinin bunu yapmasının bir hata değil, bir sonuç olduğunu sanıyorum. Kafamda tüm yön tabelaları Microsoft'u işaret ediyor gibi geliyor. Yada başka birileri.

Bilmem ben mi paranoyaklaşıyorum..

Yahu yıllardır neden sadece Microsoft etkin bu ülkede?

Siz ne dersiniz?.

Tüm islam aleminin Ramazan Bayramını kutlar, hayırlara vesile olmasını dilerim.
Bayramınız mübarek olsun.

Yasin Koç

Merhabalar,

Gündemde son zamanlarda sıkça çıkan ilginç şeyler görüyorum ordu ile ilgili. Malumunuz konu profesyonel ordu. Gerçekleri bilmeyen insan sayısı o kadar fazla ki, bunları yazma gereği duydum artık. Anlamadığım şeyleri bi açıklıyayım dedim.
Yazıda bi kusurum olduysa şimdiden affola..

Anlamadığım şu: Piyadelerde Komando Özel Harekat, Jandarmada Jandarma Özel Harekat, Poliste de Polis Özel Harekat'ın yıllardır var olmasına rağmen (KÖH-bikaç yıllık-diğerlerine oranla yeni) neden yeni kuruluyormuş gibi haber yapılıyor?!. 

PÖH'lerin zaten sayısının 5000'i bulduğunu, operasyonlarda zaten görev aldıklarını biliyormuydunuz? Kontenjanın üzerinde yaklaşık 2000 kişi daha ekleyip, sanki yeni kuruluyormuş gibi lanse edilmesi çok garip. PÖH'ler ilk kuruldukları zamanlarda çok başarılı olmuş olup, ileriki zamanlarda PKK zayıfladıktan sonra amacından sapmaya başlamış, lakaytlıklar oluşmuş, bu yüzden en az yarı görevden fesh edilmiş, görevlerinin çoğu komandolara veya JÖH'lere devredilmiştir. Yani şuan yeniden PÖH'leri olayın içine çekmek, yeni bir strateji değil; tam aksine başarısız olunan bir deneyin yeniden yapılmasıdır. Millet olarak hataları tekrarlamak genimizde var sanırım...

JÖH'lerin 93'te kurulduğunu, ilk özel harekat birimi olduğunu, doğuda çok değerli olduğunu, en tehlikeli görevlere kendilerinin gittiğini biliyormuydunuz? Fakat KÖH'lerden sonra onların da sayıları düşürülmeye başlanmıştır. 2010 yılında yeni asker alımını durdurmuşlardı yanlış hatırlamıyorsam.

Bikaç yıl önce K.K.K'na bağlı KÖH'lerin oluşturulduğunu, önce Hakkari Şırnak ve Tunceli'de kullanılmaya başlandığını, 2010 yılında tüm Tunceli'de karakol destek ve diğer operasyonları üstlendiğini.. Ama şimdi daha yeni kuruluyormuş gibi yeniden lanse edildiğini biliyormuydunuz? Aynı Pöh'lerdeki gibi kontenjanlarına bikaç bin kişinin daha eklendiğini, sonuç olarak zaten uzm. erb. lardan oluşan kadrosunun yine aynı olduğunu biliyormuydunuz?

Son olarak; Bordo Berelilerin doğuda artık nerdeyse hiçbir görev almadıklarını, en tehlikeli işlere her zaman JÖH'lerin gönderildiğini biliyormuydunuz?

Haberleri izleyip, bilmeden, yeniden gaza gelmeyin.

Çatışma haberlerine dikkat ederseniz; örgütün çoğu zaman normal askerlere saldırdığını, bu profesyonellere fazla bulaşmadığını açıkça görürsünüz.

Nereden mi biliyorum? Tunceli'de çok kere yollarımızın kesişmişliği var, Köh'lerle bikaç ay beraber görev almışlığımız da var.

Birim içerikleri:
Jöh'te de Köh'te de blk. veya tk. k. görevini subay (kd. üstğm. - yzb - bnb), tim k. görevini subay (tğm - üstğm), tim k. yardımcı görevini astsblar üstlenir. Tim içeriği de uzm. çvş ve erb. lardan oluşur. Pöh'lerde durum zaten farklı.

Şu profesyonel ordu haberlerini her izlediğimde gülüyorum, zaten varolan şeyleri yeniden önümüze sunuyorlar ve gerçekleri bilmeyen insan sayısı milyonlar. Garip. Komik.

Bilmeyenlere, orada zor şartlarda askerlik yapmış bi j.komandodan not olsun istedim.

Saygılarımla,
Yasin Koç.

Sayfa Seçiniz: Sonraki Son >>

 

Kullanıcı Girişi

Kullanıcı Adı:
Şifre:

Bağlantılar

Since 2006. Powered By ysn © Rss