Yasin Koç'un Kişisel Günlüğüdür..

 

Şu sıralar Başbakan ın Atvde canlı bir yayını var. Twitter da da tahmin edebileceğiniz gibi ilginç tweet akışları mevcut tabii ki. Özellikle yöneldikleri konu ise; Facebook ve Youtube a yedirmeyiz söylemleri Başbakanın :)

Üstelik bunu yazanlardan bazıları ülkemizin önde gelen internet şirketlerinin sahipleri vs.. Bana çok komik geliyor bu iş. Ülkene tonla vergi veriyorsun, adeta vergilerle sıkıştırılmış durumdasın, yabancı dev şirketler ülkenden tonla gelir elde ederken hiçbir vergi ödemiyor. Bunların karşısında durup, hakkını arıyacağına; sırf Başbakanın karşısında olmak için kalkmış o dev şirketlere destek veriyorsun. Yahu bu nasıl ironidir, biri bana açıklasın? Bu ülkede yaşayan sensin, iş yapan sensin, hizmet eden sensin, vergiler boğazında, başka birileri güle oynaya vergi ödemeden deli gibi para kazanıyor ve HİÇ Mİ ZORUNA GİTMİYOR?.

Sırf muhalefet olmak için at gözlüğü takmanın örneği bu bana göre. KLASİK.

Sadece internet şirketleri değil. Özellikle fiziksel konumda yer alan büyük şirketlerin de bu internetin dev şirketlerinin karşısında durması gerekirken, hepsi bu Google, Facebook gibi firmaların avukatı kesilmiş durumda. Buna benim kitabımda Şeytanın Avukatlığı deniyor.

Sırf iktidar ile aynı düşünceleri paylaşmıyorsun diye, bu vergi kaçakçılarının yanında olma haddini gösteriyorsan bunun adı at gözlüğü takmaktır, iki yüzlülüktür. O düşmanlık gözünü kör eder, gün gelir devlet düşmanı olur çıkarsın, ruhun duymaz.

Yanlış anlaşılmasın, yılda 5-10milyon TL cirosu olan bir şirketin yönetim kadrosunda bulunuyorum ve vergiler afedersiniz anamızı ağlatmış durumda. Biz bu haldeyken bu vergi kaçakçılarının kazandığı her kuruş zoruma gidiyor. Ya onlar da vergilerini ödesin ya da benden de vergi alınmasın!

Öyle bilgisayarın karşısında oturup, 2 tweet atmakla veya Facebook, Youtubea girerek vatan kurtarılmıyor. Kendi şirketiniz olduğunda, bisürü kişi işinizden ekmek yediğinde, geleceğiniz söz konusu olduğunda, vergilerin içinde boğulurken belki dediklerimi daha iyi anlarsınız.. Bu da o kerizlere kapak olsun.

Tamamen kişisel görüşlerimdir. Hiçbir siyasi tarafım yoktur, iktidar da muhalefet de beni gram alakadar etmez. Biraz ağır olduysa kusura bakmayın, benim için bu konunun normal bir tarafı yoktur.

Yeni internet yasası.. Kimin ne amaçla gündeme getirdiği zaten belli. Sözde yasak içeriği ayıklamak vs, özde denetimli veri akışı kısaca. Devletler için uygun olabilir belki bilemiyorum, önce onların gözünden bakmak lazım ama biz kullanıcılar için kesinlikle uygun değil tabii ki.
Ben tüm tartışmaları geçiyorum, zaten geçmesem de neyi durdurabilirim? Neyi düşündürebilirim ki? Malum baştakiler bir Allahın kulunu zaten dinlemiyor. Kendimi kimseye dinletemiyeceğim için tartışmaya girmiyorum bile.. Neyse.
Benim derdim sonrası. Bu yasaklardan sonra neler olacak? Önce Dns, sonra Vpn dedik. Şimdi olay deep web(ya da dark web)e kadar geldi. Yeni nesil malum çok hızlı öğreniyor. Şimdilerde bu konuşmalar peydahlanmaya başladı bile. Sözlüklerde de dillendiğini görüyoruz yavaş yavaş..

Peki nedir bu Deep Web?

Kimine göre çok tehlikeli, kimine göre çok yararlı bir ortam olabilir, evet. Bahsedilenlere göre bizim bildiğimiz internet ortamı, gerçek internetin sadece %10unu oluşturuyor. Kalan %90 ise deep web dediğimiz kısımdan oluşuyor.(Hastayım bu kavrama :) Evrendeki karanlık maddeyi anlatır gibi :) Ne hikmetse hep öyle olur. Neyse..) Burada kötü olarak; çocuk pornolarından tecavüzlere, adam öldürmelerden intiharlara, uyuşturucu ticaretinden silah ticaretine, devlet sırlarına kadar birçok şey dolanabiliyor. İyi olarak ise(biz kullanıcılar için iyi, yoksa o da kötü :)) sınırsız film, e-kitap vs. ıvır zıvıra ulaşabileceğimiz bir kaynak diyebiliriz.

Nasıl kullanmak gerekir?
-İyi bir ingilizcemizin olması,
-Yüksek güvenlikli proxy(Başlı başına bi ironidir bu:))
-Hiçbir yasadışı içeriğe karışmama..
-Windows pc ile girmemek(ezelden beri win tehlikelidir zaten)

Aslında en iyisi hiç girmemek :) Fazla uzatmıycam ama konuyla ilgili görüşlere bakılırsa giren çoğu kişinin ya midesi kaldırmıyor ya da sinirleri mahvoluyor(iyi yürekli insanlardan bahsediyorum).

Söz konusu yasadışı içerik olunca kullanıcılardan çok polis vs gibi birimlerin buralarda olması gerektiğini kavramanız lazım. Bunları deneyerek tecrübe etmeye gerek yok. Gerekli istihbarat birimleri orda olacak, olta atacak, suçluları yakalayacak, bunlar olması gereken ve bazen olan şeyler. Olay yasadışı olduğu için siz iyi niyetle girseniz dahi ertesi gün kapınızda polisleri bulabilirsiniz bu işin en büyük riski. Bu riske girmeye değer mi? Ben 10 yıldır değmediği kanaatindeyim. Ben sanırım yaklaşık 10 yıl önce tanıştım bu alemle, tanışmamla elveda dememin arasında pek vakit almadı. 

Gelelim işin diğer tarafına,
Yeni nesil malum, çok hızlı. Gündemde bir internet yasası dillere destan. Tahminimce yeni nesil için epey merak konusu olacak bu alem. İnsanın başına ne gelirse ya meraktan ya .... demişler. Lütfen! Siz siz olun bu yasayı her ne kadar kendi çıkarları için kullanacak olsalar dahi, biraz ayak uydurun ve bu dünyaya adım atmayın derim. Ama..
Bu gençleri buna sevk eden zihniyete ne desem bilmiyorum. Bu kimin suçu? Bunu nereye nasıl şikayet edecez işte bunu da bilmiyorum.

Devletin amaçları bana göre belli. NSA in Prism ine merak var. Benim tahminimce toplanılan verilerle analiz yazılımları yapıcaklar ama.. Bu yazılımların tasarımlarını kim nasıl yapıyor veya yapacak ben bunu merak ediyorum epey :) Türkiyede bunu yapabilecek kaç insan olabilir ki? Bunu yapmak için yabancı bir destek söz konusu olacaksa? Bu iş çok farklı noktalara gider sanırım :)

Yazılımcı bakışıyla bakacak olursak, profil tasarımını nasıl yaparsın ki? Nasıl bir veritabanı yapısı gerekir? O devasa big data verisini nasıl analiz edersin? O veriyi nasıl toplarsın? Nerde saklarsın? Türkiyede bu kadar büyük bir datacenter mevcut mu? Bunun güvenliğini nasıl sağlarsın? Ne kadar para ayırırsın? Bunu ne kadar kullanırsın? Bu o kadar büyük birşey ki.. Bunun altından kim kalkabilir bilmiyorum :)
Kalkmaya çalışacak gerizekalılara şimdiden başarılar diliyorum, iyi şanslar :))

Hepimize kolay gelsin..

Yıl oldu 2014. Sanırım 15 yıldır bu işlerle uğraşıyorum yoğun olarak. Genel olarak var olan bütün sistemleri inceledim diyebilirim. Bazılarında yazılım, bazılarında web geliştirme üzerine çalışmalar yaptım. Linux'cu arkadaşlara ters gelecek belki ama bu zamana kadar o yaklaşım kadar işe yaramaz bişey daha görmedim..

Geliştiriciler toplanıyor bir işletim sistemi çıkarıyorlar, sonra da taa o yıllardan beri bunu geliştirmeye devam ediyorlar. Ne için? Sadece kendi kullanımları için. İş son kullanıcıya gelince hiçbirinin umrunda değil. Bedava ya, uğraşmak istemiyor kimse. Yıllardan beri söylüyoruz, az bi meblağ koy, bir dağıtım çıkar tamamen son kullanıcıya hitab eden, sat bunu. Vallahi tutar. Ama son kullanıcıya hitab etmeli! Adamı uğraştırmamalı! Adam formatı attıktan sonra aynı windowsdaki gibi driverlarını yükliyip işine bakabilmeli. Dos penceresi ile işi olmamalı. Sizin aptal aptal paketlerinizi derlemek zorunda bırakılmamalı. Bak android .apk yapmış, yap sende .exe benzeri bi paketleme sistemi, geliştiriciler sadece onu kullansın, son kullanıcı zorlanmasın. Tek tıkla yapsın şu yüklemeyi yani.. Ama yoook, su yu basacak, derlemeye girecek falan.. Nerde aptal iş, hepsi orda.. Ben geliştiriciyim, ben bile nefret ediyorum o işten.. 

Zaman değerlidir, insanların en kıymetli eşyasıdır zaman. Özellikle teknoloji bu kadar ilerledikten sonra, bu büyük hız yarışında zamanın önemi kendini kaça katladı kim bilir. Bu yüzden insanlar çok değerli zamanlarını böyle gereksiz şeylere ayırmak istemiyor normal olarak.. Ama bunu geliştiricilere bir türlü anlatamadık. Çok azı bunu anlayabildi.

Linux dunyasında çıtayı aşabilen, sistemi değiştirebilen tek bir yapı oldu, o da Android. Tabii ki Google faktörü. Şimdi dünyanın en çok kullanılan işletim sistemi. Ama onda bile bi upgrade işlemine gitmeye kalkınca insanı bazen zorlayabiliyor.. Neyse..

Gelelim dreambox denen zırvaya. Öncelikle bunların bi orjinalleri, bide klon cihazları mevcut. Noluyosa bu klonlar? Arkadaş, onu kullanmak linux yapılandırmaktan da zor. Modemde açık olan DHCP yüzünden, boxda bi ağ yapılandırmasına gitmeniz bile en profesyoneli için 5-10 dk alıyor. Bilmeyenin yapabilmesi mümkün değil, box ayarları otomatik alamıyor ki!. Önce bios yükler gibi image atıyosun flasha. Sonra bissürü eklenti ayarları. CCam ayarları. Bisürü uydu ayarları. Gerçek bir kurulum yok, hiçbir zaman olmadı.

Babam inadına iptv olayları yüzünden dreambox alıyor, bende deli gibi ayarlamaya çalışıyorum mecburen. Eski kutu vardı, tüm ayarları tamamdı. Şimdi hd kutuya geçti, tamamen değişik. Haydi bakalım yine en baştan uğraş. Cihaz nete bağlı, nete çıkacak bi tarayıcı yok. Youtube eklentisi yok. Eklenti indirecem diye download sekmesine giriyosun, bomboş ekran. Wireless var gözüküyor, bağlanmaya çalış başarısız. Pc de izlemek istersen öldün zaten, milyon tane ayrı ayrı ayar gerekiyor. Vs vs.

Demek istediğim şu: Bu aptallar bu cihazlar kullanılmasın diye mi uğraşıyor? Yahu azcık uğraş, işini düzgün yap, ticaretini yap şu işin, para kazan a be aptal gerizekalı herif!.

Batsın sizin açık kaynağınız..

Uzun zamandır yazmıyorum, bu aralar çok dikkatime takıldığı için paylaşmak istedim..
Son günlerde malum sosyal ağlarda, servislerde güncelleme atakları mevcut. Özellikle Snapchat'i satın alma ataklarının başarısızlığı sonrasında Snapchat'in etkileyici performansının önüne geçmek isteyenler bazı özel mesaj ataklarına gittiler. Instagram'a "direkt" getirilmesi filan derken az önce Twitter resmi hesabından direkt mesajlarda fotoğraf paylaşımını duyurdu.

Snapchat, bu büyük abilerini öyle korkuttu ki :) Halbuki hiç de geleceği olan bir uygulama değil bana göre. Bilmeyenler için amaç, 5-10sn gibi süresini siz belirleyebildiğiniz içerikleri karşı tarafa gönderip, süre sonunda silinmesi. Yani ajanlık gibi :) Bunu da en çok gençler birbirlerine çıplak foto gibi şeyler göndererek yerine getiriyolardır herhalde :) Bir fotoğraf gönderiyorsunuz, karşı taraf 5 sn boyunca görüntüleyebilsin diyorsunuz, karşı taraf görüntülemeye başlayınca size notifikasyon düşüyor, 5sn sonra ise foto uçuyor. Sözde siliniyor yani. (Sözde dedim dikkat, onu aşmayı da buldular. Çünkü elektronik dünyada hiçbir zaman hiçbir veri silinmez!.) Ama bu uygulamada ben bir gelecek göremiyorum, neyse..

Yazıyı yazmamın amacına geleyim. Aslında bu büyük servisler, bu gibi atakları ilk baştan da yapabilecek kapasitelerdeydiler. Yani twitterda bi foto paylaşılabiliyorken, direkt mesajda paylaşım yapılamazmıydı? Bu kimsenin aklına gelmicek bişey değil. Bunları yapmamalarının sebebi gayet açık. Klasik kapitalist yaklaşım.
Her zaman için amaç; donanım kısmında stok, yazılım kısmında ise alışkanlık eritmektir. Örneğin bilgisayarlarınızda şuan kullandığınız işlemciler, bundan 10 yıl önce istihbarat servisleri gibi yerlerde zaten mevcuttu, son kullanıcıya gelmiyordu. Şimdi istihbarat servisleri vb yerlerde kullanılan teknolojik aletler ise muhtemelen bize yine 10-15 yıl sonra gelecektir. Misal nanobotların yaklaşık 10 yıldır kullanıldığı bir gerçek.. Neyse.
Yazılım kısmında da bu sürekli yapılan yenilikler aslında ilk başlarda yapılabilecek şeyler tabii ki. Ama yapılmıyor çünkü önce insanların alıştıklarından sıkılmaları gerekiyor, mantık bu. Düzenli olarak kullanıcıların sitede kalma süreleri, yeniden ziyaret etme süreleri, hesap dondurmaları, attıkları twitler gibi veriler sağlam analizcilerle analiz ediliyor. Performans düşüşleri belirlenen kritik noktaya geldiğinde müdahale gerçekleştiriliyor tabii ki.

Snapchatten sonra özel mesaj konusunda bir müdahale gerekliydi ve sosyal ağlar bu müdahaleyi gerçekleştirdi. Ne kadar tutar veya tutmaz bilemem ama Facebook'un Snapchat'i satın alma atağının arkasında ne olduğu bariz belli. Uygulamayı bitirip ekibi kendi bünyesine almak.. Zamanında Friendfeed'e yaptığının aynısı.. Özellikle Facebook'a dikkat etmek gerek. Şahsen Facebook'a Service Killer diyorum :)

Sonuç olarak, net dünyasında hiçbir zaman kimsenin güvencesi yok, bugün var olan bir servis yarın var olamayabilir. Açıkçası Facebook'un zamanını da çoktan doldurduğunu düşünüyorum. Bir şirketin arkasını kesinlikle ve kesinlikle donanıma dayaması gerek. Örn: Google. Bunu yapmayanlar silinip gitmeye mahkumdur.. Hani bizim güzel ülkemizde hayalperest gençlerimiz köşeyi dönme planları yapıyorlar ya böyle uygulama geliştirmeye çalışarak; anlasınlar artık, "Zirvede kalmak, çıkmaktan kat be kat zordur. Kalmaya çalışırken bütün prensiplerinizi ezer geçersiniz.". Dikkat etmek gerek..

Saygılarımla,

Bu yazım birilerinin sinirini bozacak belki, veya güldürecek veya düşündürecek, bilemiyorum ama yazmam lazım. İçine at at nereye kadar..

Devamlı Türkiye Ekonomisi dünyanın 17. si bilmem nesi vs zırvalar dönüyor etrafımızda malum. Hükümetin çoluk çocuk kandırmaya çalıştığını düşünüyorum artık. Yani iyi bir yalan. Yanlışımız varsa da bi zahmet birileri düzeltsin artık..

Ülkenin genelinde ya gerçek bir durgunluk ya da ciddi bir tasfiye var. Küçük şirketler patır patır batıp gidiyor, büyüklere bişey olduğu da yok. Küçük dediğime bakmayın, en düşüğünün yılda 3-5 milyon cirosu olanlardan bahsediyorum. Son 1 sene içersinde sektörümüzde en az 7-8 batak gördük mesela, bunların bazısının bize zararı da dokundu. Biri hatta yakın arkadaşımız, bir gecede çekti gitti çeki patlayınca. Alacağımız elimizde patladı tabi. Neyse.. Bugün biri daha gitti. Piyasaya bıraktığı zarar 10 trilyon, ilk konuşulan bu, genelde zarar ilk konuşulanın 2 katı civarlarına çıktığı için 10-20 trilyonun arasında piyasada bir zarar söz konusu. Bu da bahsettiğim yıllık 5-10 milyon cirosu olan firmalardan bir kaçının daha kısa zamanda batacağı müjdesini doğuruyor ne yazıkki. Temel, düz mantık. Gerçek bu.
Şimdi diyeceksiniz ki sektör ne? Söyliyim. İnşaata en yakın sektör (Bu ülkede inşaat durursa ülke durur, bunu herkes bilir, düşünün artık), mekanik malzemeler, tesisat malzemeleri, mühendislik, ısıtma soğutma vs sektörlerden bahsediyorum. İnşaatın hemen yan alanıdır bunlar. Sadece 1 senede doğalgaz sektöründe İzmir'de batan firma sayısı 50-100 arası hatta daha fazla olduğu söyleniyor. Bahsettiğim sektörlerden orta çaplı firmalardan ise 15-20 civarı. Ve sadece "İzmir". Ülkenin geneline bakarsanız, dudaklarınız uçuklayabilir, bakmayın :)
Kdv'ler, Ötv'ler, Gümrük Vergileri, Stopaj vergileri, Gelir vergileri, zart vergileri zurt vergileri.. Bu böyle say say bitmez. Yıl sonu oturun bakın gözlerinize inanamazsınız. Daha doğrusu özellikle mart civarı. Ben size şöyle açıklıyayım: Toptancısınız, yılda 5 milyon ciro yaptınız, %10 ile çalıştınız, 500bin karınız var, gideriniz 300 bin(şirket, eleman, araç vs giderler), kaldı size 200 bin. Vergileri bir topladınız gördünüz ki, elinizde kaldı taş çatlasın en fazla 75000(dedim ya bütün o zart zurt vergiler). Sonra puştun biri kaçtı gitti, bi miktar taktı giderken. Gördünüz ki bedavaya çalışmışsınız hatta zarardasınız.. :) Hiçbir güvence yokki! Adam yazmış 20bin tl lik çek, çekin teminatı bin tl. Gülermisin ağlarmısın?.

Ha bunlar olurken uçurum da devamlı büyüyor ama. Hani şu büyük balıklar. Ne hikmetse hiçbirinin gerilediği yok. Yatırım üstüne yatırım, büyüme üstüne büyüme. Bankalar da hakeza..
Bana öyle geliyor ki, esnafın yok edildiği gibi, bu orta sınıfı da yok etmek istiyorlar. Nedense bana insanları fabrika işçisi statüsüne sokmak isteniyor gibi geliyo devamlı. Büyük firmalar iyice büyüsün, herşeyi yutsun, insanlar onların himayesine girsin, biz de sadece büyük balıkları kontrol edelim gibi. Maksat kontrol alanını daraltıp rahatlamak. Düşünsenize, 100000 firmayı denetlemek var, 1000 firmayı denetlemek var. Vergi kaçakçılığını önlemek için küstahça, zalimce yapılan birşey kısaca, tabi gerçek böyleyse..

Ve artık Kdv hariç, diğer hiçbirşeyin 1 kuruşunu dahi helal etmiyorum. Kimin boğazında kalırsa kalsın.
Allah'ından korkan, vatanını seven, namuslu ve adam gibi dürüst, bu işlere açıklık getirebilecek birileri varsa da buyursun açıklasın bakalım anlayalım, biz harbiden çoluk çocukmuyuz...

Tek kelimeyle yazık..

Bayadır geliştirme işleriyle uğraşmadığım için tahmin edersiniz ki kodlar üzerindeki hakimiyetimi kaybettim denebilir. Tabii tam anlamıyla değil muhakkak. İnsan zorda olunca bazı şeyleri hızlandırılmış olarak yeniden kazanabiliyor. Belki de zaman geçtikçe bakış açısının farklılaşmasındandır. Neyse..

Yaklaşık 1 aydır sunucumda bi sorunla uğraşmaktaydım. Zaman zaman site üzerinde seo düşüyordu. Kendi kendine bir düzeldi, bir geri geldi derken.. 1 hafta önce komple gitti.
Bikaç gündür komple bu iş üzerine uğraşıyorum. Koca hafta sonu nerdeyse tüm dikkatimi bu işe verdim ama hiçbişey kazanamadım. Yaklaşık 1 yıldır sistem üzerinde yazılımsal hiçbir geliştirme ve değiştirme yapmadığım için (9 ay önceki bi dosya yedeğini kolayca kullanabilirim mesela) sorunu kesinlikle sunucu üzerinde gördüm. Yazılımsal olma ihtimaline karşın, Apache ve php.net dökümantasyonları arasında mekik dokudum ama dikkati çeken hiçbişey yoktu tabii ki. Bu arada sunucu sahiplerinin ilgisizliğine ve bilgisizliğine kızdım, başka sunucular denedim. Denediğim her sunucuda sonuç aynı olunca, yazılımsal hata ihtimalini bırakmadım tabii ki ama sorunun işaret ettiği rewritetı. 
Sonrasında Ysn Web Manager'ın (ysp) hata basma sınıfını devreye sokmanın ve yeniden hakimiyet kazanmanın kaçınılmaz sonucunun farkına vardım ve işledim.

Olan şu: Site açılıyor, menüler paneller mevcut, içerik yok. Diğer linklere gittiğinizde seo yok. Ama bu sistem url parse olarak codeigniter tarzına benzediği için; benzer bi yöntem deneyince o şekilde çalışıyor gözüktü. Daha sonra hata sisteminde $_SERVER globalini ekrana basınca, seo lu sayfada Path Info'nun olmadığını ama diğer şekilde işlediğini gördüm..
Şöyle söyliyim: Sınıf içersinde direk $_SERVER['PATH_INFO'] dizisini direk kullanmak hataymış. Şüphelenmekte haklı olduğumu bugün kanıtlamış olduk tabii ki. Bununla ilgili bi arkadaşımdan yardım isteyince kendisi path_info yu kontrol eden, boşsa orig_path_info dan alan kısa bi şart yazdı. Zaten şart görünür görünmez çalışacağını belli etmişti :)

Velhasıl, sitenin çalışması bi globalin bi değişkene kontrollü aktarılması ile gerçekleşti :) Sonrasında php.net te farkettik ki, path_info ile ilgili bi bug mevcutmuş :)

Neyse, globallerin direk kullanımlarının ne kadar hatalı olduğu benim için yeniden kanıtlanmış oldu.
Üstelik bu hata kısmen açık da getirebilir tabii ki, duruma bağlı olarak.. 

Bu yazım; olur da aynı sorunu yaşayacak olan olursa belki yardımına dokunur amacıyla veya yeni başlayıp da bu yazıya denk gelen arkadaşlar varsa onlara bi yardımı olsun amacındadır.
Ne olursa olsun, fonksiyon ve sınıflar dahil hiçbirşeyi kontrol etmeden ve bi değişkene aktarmadan kullanmayın. Yarın birgün bi bug fix durumları olursa çok zorda kalabilirsiniz yada çok güç güvenlik sorunları arasında kalabilirsiniz..

Bu yüzden, boş zamanlarımda tüm sistemi yeniden gözden geçirme kararı aldım çünkü nerelerde hata yapmış olabileceğimizi değişik bi bakış açısıyla anlamaya başladım.

Benden size bi tavsiye; ne olursa olsun sizden daha çok bilip de milyonlarca insanın yararlandığı sistemleri yazan adamları hafife almayın, emin olun bi bildikleri vardır. Mesela onların default olarak sistemleri seo uyumlu yapmamaları gibi! Biz yaptık da noldu? Şimdi tüm sistemde binlerce satırda link yapısıyla oynamak zorundayım ve bunların opsiyonel olabilmesi için sadece seo ile ilgili bi sınıf oluşturmak zorundayım :) Çok bilmişliğin her zaman bi zararı vardır. Gençlik.. :)

Yasin Koç

Biliyorsunuz hayatımızın artık çok büyük bir kısmı internete kaymış durumda. Banka işlemlerimizi, alışverişlerimizi, kısaca hayatın her alanında nerdeyse bütün işlemlerimizi internet yoluyla hallediyoruz artık. Bu durum yanında bazı yükleri de getiriyor. Yararları olduğu gibi zararları da oluyor ne yazıkki.
Korumak için şifrelerimizi güçlendiriyoruz, bilgisayarlarımızı güçlendiriyoruz. Antivirüs paketleri satın alıyoruz vs. 
Ama iş biraz değişmeye başladı.

Önce Stuxnet, sonra duqu. Şimdi de Flame. İnternet dünyası siber savaşa doğru sürükleniyor artık. Devletler demiyorum, çünkü bu durumlardan kullanıcılar da etkileniyor. Casusluk amacı dışında olsa dahi, bulaştığı her bilgisayardan veri toplama potansiyeli olan bir yazılım şaheserleri söz konusu. Şöyle söyliyim, yapılan buluşların %90'ı aslında başka bir buluş yaparken meydana gelmiştir, yani şansa olmuştur. Doğal olarak, amacı olmasa dahi, sizden toplayacağı verilerle de çok farklı işlevler gerçekleştirilebilir. Farklı bir grup kurulup, hesaplarınız takip edilebilir. Farklı bir ton potansiyel oluşturulabilir. Neyse.. 
Kısaca, bundan 10 yıl sonra neyin ne olacağı belli değil. Bana kalırsa internet tamamen zararlı hale gelecek gibi duruyor. 
İşin ilginç tarafı bu soru: Bu savaşı kim başlatıyor?
Bu sorunun cevabının türlü varyasyonları mevcut. Komplo teorisi ararsanız, hayatın aslında kendisi komplodur zaten :)

Hiç işin bu tarafı dikkatinizi çekti mi bilmem. Bundan 10 yıl sonra, siber savaşlar hızını alınca, parayı kim kazanacak? Tabii ki güvenlik şirketleri (antivirüs, firewall).
Savaşları başlatan silah tüccarları olduğuna göre, siber savaşları başlatan kim? Güvenlik şirketleri mi, yoksa iddia edildiği gibi ABD Hükümeti mi?..

Diğer yandan, kapalı kaynak kodlu bir yazılımın açıklarını en iyi kim bilebilir?. Tabii ki onu kodlayan, yapan kişi veya kişiler. Stuxnet, Duqu ve Flame ve çıkacak diğer yazılımların en büyük amacı casusluk olduğuna göre, casusluğun temel görevi açık bulmak ve girmektir. Öyleyse; gerçekten iddia edildiği gibi ABD Hükümeti mi? Yoksa dünyanın en çok kullanılan işletim sistemini yapan Microsoft mu?
Sahi Windows'u Microsoft'tan daha iyi bilebilirmisiniz?.

Yine diğer yandan, ABD Hükümetinin yürürlüğe koyduğu gizli bir karar olabilir mi? Şayet mümkünse, Microsoft hükümet için bilerek çok gizli arka kapılar bırakmış olabilir mi?.

Komplo üstüne komplo. Daha bitmedi.. :)

İyi de herkes windows kullanmıyor ki! Linux da var, Mac (Osx ve türevleri) de var diyeceksiniz.
O zaman hepsinin bağı olan Unix ile mi alakalı bu iş?. :)

Emin olun son şık ağır basıyor. Duqu incelendikten sonra antivirüs firmalarının yayınladığı araştırma raporlarına göre, Duqu OO C ile yazılmıştı. Yani mimari olarak iş en temellere inmiş durumda. Sandığınız gibi C++, Python veya başka bir dil ile değil, C ile yazılıyor ve eski süper programcılar tarafından yazıldığı varsayılıyor. OO C yi araştırırsanız farklı sistemler için ayrı derlemelere gerek kalmamasını sağlıyor diyebilirim kısaca. Yani işi temelinde makine diline yakın düzeyde bitiriyor. O zaman son ihtimal olan Unix'e dönüyor iş.
Bunu yapabilecek kaç kişi var derseniz; gerçekten çok az kişidir  ve onları ekip olarak toplamayı başarmışlar. Asıl bunları kim finanse ediyor sorusu çok önemli.  ve karşı adımlar ne zaman, kimden gelecek... Bekleyip görücez..

Komplo üstüne komplo :)

Yasin Koç.

Merhabalar,
Bu yazı sanırım baya reklam olacak ama yine de yazmam lazım. Hani yiğidi öldür ama hakkını yeme derler ya. Hak, haktır.

Uzun zamandır yabancı dizilere aşina, hatta hastası biri olarak bir türlü adam gibi dizi sitesi bulamadığım için dertliydim. Uzun uzun düşünürdüm, şu şöyle olsa, burası böyle olsa.. Yapsak böyle bi proje be! Elimin altında Ysp'de duruyor işte, çekirdeğe biraz json desteği, şaha kaldırırdı projeyi vs vs. diye söylenir dururdum ama çok emek isteyen bişey olduğu için hiç de gaza gelemedim. Kısa bi süre önce de sonunda birilerinin yaptığını gördüm.

Dizimag. Bulduğumdan beri inceliyorum da inceliyorum yani. Olması gerektiğini düşündüğüm herşey mevcut. Kusursuz, profesyonel, sert reklam politikaları ile birlikte sert yorum politikalarıyla kendini elitleştiren çok sağlam bir portal desem az olmaz. Gerçek HD yayını, ücretli ve doğru orantıda oldukça kaliteli alt yazı çevirileri de işin artısı. Sizi bilmem ama ben o kadar dizi sitesi gördüm, o kadar dizi izledim ama hepsinde HD yazmasına rağmen hiçbiri HD değildi. Dizimag'da HD ibaresi bulunan dizileri izlerken farkı anlayacağınızı garanti edebilirim..

Üye profilinden, arka plan özelleştirmesine; dizi yeni bölüm bildirilerinden, komple kategori bildirimine; Yapay Zeka robotu gibi aktivitelerle izlediğiniz film konularına göre dizi tavsiyelerine (gayet başarılı); dizi bölümleri arasında ilerleme, sezon atlama, part atlatma seçeneklerine; çeviri takip bilgilerinden, dizi rating bilgilerine; fragmanlarından, dizi yayın takvimlerine; dizi özel sayfalarından, dizi istatistik bilgilerine; bölüm içerisinde bölüm şarkıları bilgileri, kalite ayarlama özelliklerine; ve Sosyal ağlarda paylaşma olanaklarına kadar isteyebileceğiniz herşeyi akıl edip, yapmış, başarmış, elinizin altına sunmuş bir portal.
Kod tarafından inceleme fırsatım olmadı tabii ki ama orjinal bir proje olduğu da oldukça belli. (Umarım hazır bir script falan değildir, büyük bir hüsran olur benim için)
He, Facebook tarzı Bildirimler'ini de unutmamak gerek!

Neyse şiddetle tavsiyemdir dizikolikler için diyip yazımı burada noktalıyorum.

Sitenin yapımcılarından birileri bu yazıyı okursa eğer, projenin arka planı için beni aydınlatırsa memnun olurum. Oldukça merak ettim çünkü :)

Not: Projeyle uzaktan yakından alakam yoktur.

Bugün konumuz Pardus ve son yaşananlar.
Pardus'un en büyük sorunu, ismini belirli kitlelere duyurmuşken, devletin elinden çıkıp ticarete atılmamasıydı. İnsanlar sadece kendilerini kandırıyor open source kavramlarıyla. Para kazanmadan böyle büyük çaplı projeler yürümez. Devletin görevi, işe destek verip belirli kitlelere ulaşmasını sağlamaktır. Daha sonra iş, özel bir şirkete devredilir ve proje orada başarıya ulaşır.


Bugün Türkiye'de her alanda bu iş modelinin izlerini görebiliriz. Otoyollar, barajlar, fabrikalar ve aklıma gelmeyen bisürü şey. Tek sorun bilişim sektöründe devletten farklı bir vizyon beklememizdi, işte o vizyon bu kadar emekten sonra hüsrana uğradı. Şimdi anlayabilmişizdir umarım, kapitalist bir dünyada parasız işin olmadığını.

Kimi çevreler eminim bu yazımı yadırgıyacaktır, belki haklılar da. Pardus projesine de yakın değilim, bu bir gerçek. Ama bazı şeyleri görmek için yakın olmaya da gerek olmadığını düşünüyorum. Bu arada yakın değilim derken, üniversite yıllarımda Pardus'un baya reklamını yaptığımı, birçok kişiye de kullandırttığımı, öğrettiğimi belirteyim. Ama daha kendi bilgisayarımda bile tam performans alamadığım sistem için insanları sorunların içine sürüklemeye hakkım yoktu, ve nihayetinde ben de vazgeçtim..

Dediğim gibi iş ne kadar iyi olursa olsun, para kazanmak zorundasınız. Eğer proje içerisinde adam gibi bi iş modeli oluşturamadıysanız, o proje birgün sönüp gidecektir. Hele ki söz konusu kocaman bir işletim sistemi projesi ise vay halinize..

Başta da dediğim gibi devlet desteği bir yere kadar, zamanı geldiğinde de devletten uzaklaşmayı bilmeli bu işlerle uğraşan insanlar, yani biz.
Henüz sonlanmadı, geleceği ile ilgili net bir bilgi paylaşılmadı ama bu saatten sonra da olumlu bir gelişme olacağını pek sanmıyorum.

O yüzden bu proje, hepimize ders olmalı, aynı hataları yapmamalıyız. Aman Dikkat!
Kusurum olduysa affola.

Yasin Koç.

Kalemin ucundaki bir damla mürekkepteydi tek hakkım. Elimi çekmeden tek kelime.

Bilemedim nasıl yapsam. Ne yazsam ki tek kelimede anlatsın, döksün içimi, tüm kelimeleri. Bir araya getirse hepsini.
Çok uzak diyarlara götürse birden, hislerimi, hiçliğimi.. Tercüman olsa dilime, en yalın haliyle kalbimdekini.
Elimi çekmesem, birden fazla kelime döksem, anlatabilirmiyim derdimi?.
El yazım da kötüdür biraz ama. Gönül bir olunca anlar mı acaba hislerimi?
 
Hani diyorum, yeni bir kalem olsa, döksem içimi, anlatsam herşeyi. Yine de yetermi anlatmaya sana olan bu delice hasretimi?
Ağlasam, gözyaşlarım ıslatsa o kahrolası kağıtları, dağıtsa yazdığım o tüm kelimeleri de.. sevgimin üstüne bir yağmur damlası gibi inse diyeceğim ama..
Değerini anlatmaya ne kelimeler, ne kalemler cesaret etti de.. hiçbiri sonunu getiremedi.
 
İmkansız kadar uzağımdasın işte, kalemleri bitirsem, kağıtlar birlikte ağlasa benle, nafile.
İmkansız kadar uzağımdasın işte...

Not: Ara ara yazdığım buna benzer yazıları yayınlıyacağım. E blog'un anlamı burda değil mi ki zaten..

Saygılarımla,
Yasin Koç.

Sayfa Seçiniz: Sonraki Son >>

 

Kullanıcı Girişi

Kullanıcı Adı:
Şifre:

Bağlantılar

Since 2006. Powered By ysn © Rss