Yasin Koç'un Kişisel Günlüğüdür..

 

Şu sıralar Başbakan ın Atvde canlı bir yayını var. Twitter da da tahmin edebileceğiniz gibi ilginç tweet akışları mevcut tabii ki. Özellikle yöneldikleri konu ise; Facebook ve Youtube a yedirmeyiz söylemleri Başbakanın :)

Üstelik bunu yazanlardan bazıları ülkemizin önde gelen internet şirketlerinin sahipleri vs.. Bana çok komik geliyor bu iş. Ülkene tonla vergi veriyorsun, adeta vergilerle sıkıştırılmış durumdasın, yabancı dev şirketler ülkenden tonla gelir elde ederken hiçbir vergi ödemiyor. Bunların karşısında durup, hakkını arıyacağına; sırf Başbakanın karşısında olmak için kalkmış o dev şirketlere destek veriyorsun. Yahu bu nasıl ironidir, biri bana açıklasın? Bu ülkede yaşayan sensin, iş yapan sensin, hizmet eden sensin, vergiler boğazında, başka birileri güle oynaya vergi ödemeden deli gibi para kazanıyor ve HİÇ Mİ ZORUNA GİTMİYOR?.

Sırf muhalefet olmak için at gözlüğü takmanın örneği bu bana göre. KLASİK.

Sadece internet şirketleri değil. Özellikle fiziksel konumda yer alan büyük şirketlerin de bu internetin dev şirketlerinin karşısında durması gerekirken, hepsi bu Google, Facebook gibi firmaların avukatı kesilmiş durumda. Buna benim kitabımda Şeytanın Avukatlığı deniyor.

Sırf iktidar ile aynı düşünceleri paylaşmıyorsun diye, bu vergi kaçakçılarının yanında olma haddini gösteriyorsan bunun adı at gözlüğü takmaktır, iki yüzlülüktür. O düşmanlık gözünü kör eder, gün gelir devlet düşmanı olur çıkarsın, ruhun duymaz.

Yanlış anlaşılmasın, yılda 5-10milyon TL cirosu olan bir şirketin yönetim kadrosunda bulunuyorum ve vergiler afedersiniz anamızı ağlatmış durumda. Biz bu haldeyken bu vergi kaçakçılarının kazandığı her kuruş zoruma gidiyor. Ya onlar da vergilerini ödesin ya da benden de vergi alınmasın!

Öyle bilgisayarın karşısında oturup, 2 tweet atmakla veya Facebook, Youtubea girerek vatan kurtarılmıyor. Kendi şirketiniz olduğunda, bisürü kişi işinizden ekmek yediğinde, geleceğiniz söz konusu olduğunda, vergilerin içinde boğulurken belki dediklerimi daha iyi anlarsınız.. Bu da o kerizlere kapak olsun.

Tamamen kişisel görüşlerimdir. Hiçbir siyasi tarafım yoktur, iktidar da muhalefet de beni gram alakadar etmez. Biraz ağır olduysa kusura bakmayın, benim için bu konunun normal bir tarafı yoktur.

Yeni internet yasası.. Kimin ne amaçla gündeme getirdiği zaten belli. Sözde yasak içeriği ayıklamak vs, özde denetimli veri akışı kısaca. Devletler için uygun olabilir belki bilemiyorum, önce onların gözünden bakmak lazım ama biz kullanıcılar için kesinlikle uygun değil tabii ki.
Ben tüm tartışmaları geçiyorum, zaten geçmesem de neyi durdurabilirim? Neyi düşündürebilirim ki? Malum baştakiler bir Allahın kulunu zaten dinlemiyor. Kendimi kimseye dinletemiyeceğim için tartışmaya girmiyorum bile.. Neyse.
Benim derdim sonrası. Bu yasaklardan sonra neler olacak? Önce Dns, sonra Vpn dedik. Şimdi olay deep web(ya da dark web)e kadar geldi. Yeni nesil malum çok hızlı öğreniyor. Şimdilerde bu konuşmalar peydahlanmaya başladı bile. Sözlüklerde de dillendiğini görüyoruz yavaş yavaş..

Peki nedir bu Deep Web?

Kimine göre çok tehlikeli, kimine göre çok yararlı bir ortam olabilir, evet. Bahsedilenlere göre bizim bildiğimiz internet ortamı, gerçek internetin sadece %10unu oluşturuyor. Kalan %90 ise deep web dediğimiz kısımdan oluşuyor.(Hastayım bu kavrama :) Evrendeki karanlık maddeyi anlatır gibi :) Ne hikmetse hep öyle olur. Neyse..) Burada kötü olarak; çocuk pornolarından tecavüzlere, adam öldürmelerden intiharlara, uyuşturucu ticaretinden silah ticaretine, devlet sırlarına kadar birçok şey dolanabiliyor. İyi olarak ise(biz kullanıcılar için iyi, yoksa o da kötü :)) sınırsız film, e-kitap vs. ıvır zıvıra ulaşabileceğimiz bir kaynak diyebiliriz.

Nasıl kullanmak gerekir?
-İyi bir ingilizcemizin olması,
-Yüksek güvenlikli proxy(Başlı başına bi ironidir bu:))
-Hiçbir yasadışı içeriğe karışmama..
-Windows pc ile girmemek(ezelden beri win tehlikelidir zaten)

Aslında en iyisi hiç girmemek :) Fazla uzatmıycam ama konuyla ilgili görüşlere bakılırsa giren çoğu kişinin ya midesi kaldırmıyor ya da sinirleri mahvoluyor(iyi yürekli insanlardan bahsediyorum).

Söz konusu yasadışı içerik olunca kullanıcılardan çok polis vs gibi birimlerin buralarda olması gerektiğini kavramanız lazım. Bunları deneyerek tecrübe etmeye gerek yok. Gerekli istihbarat birimleri orda olacak, olta atacak, suçluları yakalayacak, bunlar olması gereken ve bazen olan şeyler. Olay yasadışı olduğu için siz iyi niyetle girseniz dahi ertesi gün kapınızda polisleri bulabilirsiniz bu işin en büyük riski. Bu riske girmeye değer mi? Ben 10 yıldır değmediği kanaatindeyim. Ben sanırım yaklaşık 10 yıl önce tanıştım bu alemle, tanışmamla elveda dememin arasında pek vakit almadı. 

Gelelim işin diğer tarafına,
Yeni nesil malum, çok hızlı. Gündemde bir internet yasası dillere destan. Tahminimce yeni nesil için epey merak konusu olacak bu alem. İnsanın başına ne gelirse ya meraktan ya .... demişler. Lütfen! Siz siz olun bu yasayı her ne kadar kendi çıkarları için kullanacak olsalar dahi, biraz ayak uydurun ve bu dünyaya adım atmayın derim. Ama..
Bu gençleri buna sevk eden zihniyete ne desem bilmiyorum. Bu kimin suçu? Bunu nereye nasıl şikayet edecez işte bunu da bilmiyorum.

Devletin amaçları bana göre belli. NSA in Prism ine merak var. Benim tahminimce toplanılan verilerle analiz yazılımları yapıcaklar ama.. Bu yazılımların tasarımlarını kim nasıl yapıyor veya yapacak ben bunu merak ediyorum epey :) Türkiyede bunu yapabilecek kaç insan olabilir ki? Bunu yapmak için yabancı bir destek söz konusu olacaksa? Bu iş çok farklı noktalara gider sanırım :)

Yazılımcı bakışıyla bakacak olursak, profil tasarımını nasıl yaparsın ki? Nasıl bir veritabanı yapısı gerekir? O devasa big data verisini nasıl analiz edersin? O veriyi nasıl toplarsın? Nerde saklarsın? Türkiyede bu kadar büyük bir datacenter mevcut mu? Bunun güvenliğini nasıl sağlarsın? Ne kadar para ayırırsın? Bunu ne kadar kullanırsın? Bu o kadar büyük birşey ki.. Bunun altından kim kalkabilir bilmiyorum :)
Kalkmaya çalışacak gerizekalılara şimdiden başarılar diliyorum, iyi şanslar :))

Hepimize kolay gelsin..

Yıl oldu 2014. Sanırım 15 yıldır bu işlerle uğraşıyorum yoğun olarak. Genel olarak var olan bütün sistemleri inceledim diyebilirim. Bazılarında yazılım, bazılarında web geliştirme üzerine çalışmalar yaptım. Linux'cu arkadaşlara ters gelecek belki ama bu zamana kadar o yaklaşım kadar işe yaramaz bişey daha görmedim..

Geliştiriciler toplanıyor bir işletim sistemi çıkarıyorlar, sonra da taa o yıllardan beri bunu geliştirmeye devam ediyorlar. Ne için? Sadece kendi kullanımları için. İş son kullanıcıya gelince hiçbirinin umrunda değil. Bedava ya, uğraşmak istemiyor kimse. Yıllardan beri söylüyoruz, az bi meblağ koy, bir dağıtım çıkar tamamen son kullanıcıya hitab eden, sat bunu. Vallahi tutar. Ama son kullanıcıya hitab etmeli! Adamı uğraştırmamalı! Adam formatı attıktan sonra aynı windowsdaki gibi driverlarını yükliyip işine bakabilmeli. Dos penceresi ile işi olmamalı. Sizin aptal aptal paketlerinizi derlemek zorunda bırakılmamalı. Bak android .apk yapmış, yap sende .exe benzeri bi paketleme sistemi, geliştiriciler sadece onu kullansın, son kullanıcı zorlanmasın. Tek tıkla yapsın şu yüklemeyi yani.. Ama yoook, su yu basacak, derlemeye girecek falan.. Nerde aptal iş, hepsi orda.. Ben geliştiriciyim, ben bile nefret ediyorum o işten.. 

Zaman değerlidir, insanların en kıymetli eşyasıdır zaman. Özellikle teknoloji bu kadar ilerledikten sonra, bu büyük hız yarışında zamanın önemi kendini kaça katladı kim bilir. Bu yüzden insanlar çok değerli zamanlarını böyle gereksiz şeylere ayırmak istemiyor normal olarak.. Ama bunu geliştiricilere bir türlü anlatamadık. Çok azı bunu anlayabildi.

Linux dunyasında çıtayı aşabilen, sistemi değiştirebilen tek bir yapı oldu, o da Android. Tabii ki Google faktörü. Şimdi dünyanın en çok kullanılan işletim sistemi. Ama onda bile bi upgrade işlemine gitmeye kalkınca insanı bazen zorlayabiliyor.. Neyse..

Gelelim dreambox denen zırvaya. Öncelikle bunların bi orjinalleri, bide klon cihazları mevcut. Noluyosa bu klonlar? Arkadaş, onu kullanmak linux yapılandırmaktan da zor. Modemde açık olan DHCP yüzünden, boxda bi ağ yapılandırmasına gitmeniz bile en profesyoneli için 5-10 dk alıyor. Bilmeyenin yapabilmesi mümkün değil, box ayarları otomatik alamıyor ki!. Önce bios yükler gibi image atıyosun flasha. Sonra bissürü eklenti ayarları. CCam ayarları. Bisürü uydu ayarları. Gerçek bir kurulum yok, hiçbir zaman olmadı.

Babam inadına iptv olayları yüzünden dreambox alıyor, bende deli gibi ayarlamaya çalışıyorum mecburen. Eski kutu vardı, tüm ayarları tamamdı. Şimdi hd kutuya geçti, tamamen değişik. Haydi bakalım yine en baştan uğraş. Cihaz nete bağlı, nete çıkacak bi tarayıcı yok. Youtube eklentisi yok. Eklenti indirecem diye download sekmesine giriyosun, bomboş ekran. Wireless var gözüküyor, bağlanmaya çalış başarısız. Pc de izlemek istersen öldün zaten, milyon tane ayrı ayrı ayar gerekiyor. Vs vs.

Demek istediğim şu: Bu aptallar bu cihazlar kullanılmasın diye mi uğraşıyor? Yahu azcık uğraş, işini düzgün yap, ticaretini yap şu işin, para kazan a be aptal gerizekalı herif!.

Batsın sizin açık kaynağınız..

Uzun zamandır yazmıyorum, bu aralar çok dikkatime takıldığı için paylaşmak istedim..
Son günlerde malum sosyal ağlarda, servislerde güncelleme atakları mevcut. Özellikle Snapchat'i satın alma ataklarının başarısızlığı sonrasında Snapchat'in etkileyici performansının önüne geçmek isteyenler bazı özel mesaj ataklarına gittiler. Instagram'a "direkt" getirilmesi filan derken az önce Twitter resmi hesabından direkt mesajlarda fotoğraf paylaşımını duyurdu.

Snapchat, bu büyük abilerini öyle korkuttu ki :) Halbuki hiç de geleceği olan bir uygulama değil bana göre. Bilmeyenler için amaç, 5-10sn gibi süresini siz belirleyebildiğiniz içerikleri karşı tarafa gönderip, süre sonunda silinmesi. Yani ajanlık gibi :) Bunu da en çok gençler birbirlerine çıplak foto gibi şeyler göndererek yerine getiriyolardır herhalde :) Bir fotoğraf gönderiyorsunuz, karşı taraf 5 sn boyunca görüntüleyebilsin diyorsunuz, karşı taraf görüntülemeye başlayınca size notifikasyon düşüyor, 5sn sonra ise foto uçuyor. Sözde siliniyor yani. (Sözde dedim dikkat, onu aşmayı da buldular. Çünkü elektronik dünyada hiçbir zaman hiçbir veri silinmez!.) Ama bu uygulamada ben bir gelecek göremiyorum, neyse..

Yazıyı yazmamın amacına geleyim. Aslında bu büyük servisler, bu gibi atakları ilk baştan da yapabilecek kapasitelerdeydiler. Yani twitterda bi foto paylaşılabiliyorken, direkt mesajda paylaşım yapılamazmıydı? Bu kimsenin aklına gelmicek bişey değil. Bunları yapmamalarının sebebi gayet açık. Klasik kapitalist yaklaşım.
Her zaman için amaç; donanım kısmında stok, yazılım kısmında ise alışkanlık eritmektir. Örneğin bilgisayarlarınızda şuan kullandığınız işlemciler, bundan 10 yıl önce istihbarat servisleri gibi yerlerde zaten mevcuttu, son kullanıcıya gelmiyordu. Şimdi istihbarat servisleri vb yerlerde kullanılan teknolojik aletler ise muhtemelen bize yine 10-15 yıl sonra gelecektir. Misal nanobotların yaklaşık 10 yıldır kullanıldığı bir gerçek.. Neyse.
Yazılım kısmında da bu sürekli yapılan yenilikler aslında ilk başlarda yapılabilecek şeyler tabii ki. Ama yapılmıyor çünkü önce insanların alıştıklarından sıkılmaları gerekiyor, mantık bu. Düzenli olarak kullanıcıların sitede kalma süreleri, yeniden ziyaret etme süreleri, hesap dondurmaları, attıkları twitler gibi veriler sağlam analizcilerle analiz ediliyor. Performans düşüşleri belirlenen kritik noktaya geldiğinde müdahale gerçekleştiriliyor tabii ki.

Snapchatten sonra özel mesaj konusunda bir müdahale gerekliydi ve sosyal ağlar bu müdahaleyi gerçekleştirdi. Ne kadar tutar veya tutmaz bilemem ama Facebook'un Snapchat'i satın alma atağının arkasında ne olduğu bariz belli. Uygulamayı bitirip ekibi kendi bünyesine almak.. Zamanında Friendfeed'e yaptığının aynısı.. Özellikle Facebook'a dikkat etmek gerek. Şahsen Facebook'a Service Killer diyorum :)

Sonuç olarak, net dünyasında hiçbir zaman kimsenin güvencesi yok, bugün var olan bir servis yarın var olamayabilir. Açıkçası Facebook'un zamanını da çoktan doldurduğunu düşünüyorum. Bir şirketin arkasını kesinlikle ve kesinlikle donanıma dayaması gerek. Örn: Google. Bunu yapmayanlar silinip gitmeye mahkumdur.. Hani bizim güzel ülkemizde hayalperest gençlerimiz köşeyi dönme planları yapıyorlar ya böyle uygulama geliştirmeye çalışarak; anlasınlar artık, "Zirvede kalmak, çıkmaktan kat be kat zordur. Kalmaya çalışırken bütün prensiplerinizi ezer geçersiniz.". Dikkat etmek gerek..

Saygılarımla,

Bugün konumuz Pardus ve son yaşananlar.
Pardus'un en büyük sorunu, ismini belirli kitlelere duyurmuşken, devletin elinden çıkıp ticarete atılmamasıydı. İnsanlar sadece kendilerini kandırıyor open source kavramlarıyla. Para kazanmadan böyle büyük çaplı projeler yürümez. Devletin görevi, işe destek verip belirli kitlelere ulaşmasını sağlamaktır. Daha sonra iş, özel bir şirkete devredilir ve proje orada başarıya ulaşır.


Bugün Türkiye'de her alanda bu iş modelinin izlerini görebiliriz. Otoyollar, barajlar, fabrikalar ve aklıma gelmeyen bisürü şey. Tek sorun bilişim sektöründe devletten farklı bir vizyon beklememizdi, işte o vizyon bu kadar emekten sonra hüsrana uğradı. Şimdi anlayabilmişizdir umarım, kapitalist bir dünyada parasız işin olmadığını.

Kimi çevreler eminim bu yazımı yadırgıyacaktır, belki haklılar da. Pardus projesine de yakın değilim, bu bir gerçek. Ama bazı şeyleri görmek için yakın olmaya da gerek olmadığını düşünüyorum. Bu arada yakın değilim derken, üniversite yıllarımda Pardus'un baya reklamını yaptığımı, birçok kişiye de kullandırttığımı, öğrettiğimi belirteyim. Ama daha kendi bilgisayarımda bile tam performans alamadığım sistem için insanları sorunların içine sürüklemeye hakkım yoktu, ve nihayetinde ben de vazgeçtim..

Dediğim gibi iş ne kadar iyi olursa olsun, para kazanmak zorundasınız. Eğer proje içerisinde adam gibi bi iş modeli oluşturamadıysanız, o proje birgün sönüp gidecektir. Hele ki söz konusu kocaman bir işletim sistemi projesi ise vay halinize..

Başta da dediğim gibi devlet desteği bir yere kadar, zamanı geldiğinde de devletten uzaklaşmayı bilmeli bu işlerle uğraşan insanlar, yani biz.
Henüz sonlanmadı, geleceği ile ilgili net bir bilgi paylaşılmadı ama bu saatten sonra da olumlu bir gelişme olacağını pek sanmıyorum.

O yüzden bu proje, hepimize ders olmalı, aynı hataları yapmamalıyız. Aman Dikkat!
Kusurum olduysa affola.

Yasin Koç.

Bu yazıyı twitter'a sığamadığım için yazıyorum aslında. O kadar doluyum ki anlatamam ama bi yazıda deniyeceğim. Şimdiden birilerini rahatsız edecek olmanın keyfiyle veya üzüntüsüyle (duruma göre) yazıma başlıyayım en iyisi.

Bugün bi kamera sistemi kurdurduk şirketimize. Yalan yok, alarm ve kamera sistemleri işinden nerdeyse hiç anlamıyorum. Sadece mesleğimden dolayı kameralardan, eh yazılımlarından falan anlarsak anlıyoruz işte.. Bu yüzden karışmıyayım da adamlar işlerini yapsın, başlarında zebani gibi dolanmıyayım dedim. Şuan o kadar pişmanım ki...
Seçtiğimiz DVR tamam da. 4 gece görüş kameralı, yanında 1tb diskli, dışardan bağlanmaya izin veren bi sistem olduğunu belirttik en nihayetinde. Ne zamanki kuran eleman, Activex yüzünden "IE9 sorunlu, IE8 daha sorunsuz" dedi, işte o zaman hata yaptığımın farkına vardım. El attım ama geçti biraz.
Yahu bu devirde o kahrolası Activex'i kullanan yazılım mı kaldı ya?!. Hadi bu kadar gerizekalı bir sistem, ulan IE9 Microsoft'un geliştirdiği en kararlı IE sürümü, sen kimsin de IE8 ondan daha iyi dersin?!. Üstüne kaldırayım dedi bide. Orda hop. Avenir diye bişeymiş. Adını da yeni duydum. Haberiniz olsun hiç de iyi bişey değil!
Gündüz kameraların gece görüşü gayet güzeldi, karanlık ortam yapıp test ettik, eyvallah. Akşam oldu, kameralar dökülüyo. Değil hırsızın yüzünü, kendini dahi zor gösterir, polise götürsem benle dalga geçer yeminle.
Telefon kısmı da acaip, Meye adında bi uygulama ile erişiyorsunuz. Yazılım bi düzgün, bi acaip. Ben Beta evresinde bi uygulamayım diye bağırıyor resmen. Blackberry'de dvr a hiç erişemiyor, androidde ise kararsız.

Ne diyeyim, adamları çağıracağım, geldiklerinde burunlarından getireceğim artık, bu da bana ders olsun.

Ha son olarak, 1TB istemiştik ya, herifler 512gb çakmış gitmiş, bizde diyoruz ki nasıl diğer firmadan 200tl aşağı indiler... Tam tahmin ettiğim gibi hdd den çakmışlar baya.. Neyse hesaplaşıcaz...

Diğer konuya geçeyim artık;

İzmir - Gıda çarşısında yazıcı servisliği yapan 2 tane daha dengesiz firma var. Firma isimlerini vermiyorum burda ama olan olay şu;
Bu arkadaşlar yıllardır ortak, bikaç ay önce birbirlerinden ayrılmışlar. Dükkanıma gelip, kendilerini yazılımcı olduğum hakkında uyardığım halde, birbirlerini karalıyorlar. Bu nasıl bir ahlak anlayışıdır hayret ediyorum. Gıda çarşısında en az 20 rakip firmamız vardır ve hiçbiri hakkında konuşmayız, çoğu zaman onlara müşteri bile yollarız ama bu arkadaşları tanıdıkça yazıcımı atasım geldi resmen. Önce biri gelir, yazıcı üstünde diğer firmanın etiketini görür, bak bunların (toner) tozu çok dandik, bak bunlar parça çalar, bak bunlar adam kazıklar der. O gider diğeri gelir, o da aynını diğeri için söyler. Ve bu olanlar sadece 20tl için.
Bunlardan birini seçtim, tozunu değiştirttim, toner geri geldiğinde hali içler acısıydı, yazdığı okunmuyordu bile. Gelmediler sonra. Diğerini çağırdım, hem tozu, hem de drum'u değiştirttim, ekstradan 15tl daha bana girdi. Onu yaparken de diğerine demediğini bırakmadı. Fakat chip'i değiştirmemişti, ısrarla her dolumda değişmesi gerektiğini söylememe ve ona göre fiyat almama rağmen. Geri çağırdım, chip'i değiştirttim. Sorun kalmadı.
Sonra bir önceki geldi, yine diğerini karalamalar..

O kadar tav oldum ki, bu arkadaşları çok yakında karşı karşıya getireceğim dükkanda, sırf kıllık olsun diye. O adamların kardeş kardeş birbirlerine sarılıp sohbet muabbet yapacağına da adım kadar eminim.

Neyse uzun sürdü kusura bakmayın, olayın özüne geleyim.

Bundan sonra özellikle bizim sektörden kimseye hoşgörü ile yaklaşmayacağım. Bu yazıda bahsi geçen ama isimlerini burada vermediğim 3 firmayı da ben çevremde kötüleyeceğim. Bu adamlara tabir-i caizse Gıda çarşısında iş yaptırtmamak benim görevimdir. Böyle haysiyetsiz ticaret yapan insanlara kimsenin ihtiyacı yok, varsın 3 kuruş pahalı olsun, önce adam olsun adam!..

Sektörünüz ne olursa olsun, kim olursanız olun, ÖNCE DÜRÜST OLUN! ÖNCE ADAM OLUN!

Türkiye'de reklamdan başka hiçbir işlevi olmayan Google'a hayret ediyorum. Türkiye'de bu denli önemli iken neden bir şirket kendini geride tutar? Ciddi şekilde birileriyle, büyük bir pazar payı anlaşması olduğunu sanıyorum. Öyle büyük ki buraya girmeye üşeniyor resmen. Buraya bu zamana kadar girmemesinin sadece vergi kaçırmakla alakalı olduğunu reddediyorum.

Ayrıca,
Youtube'un Türk Telekom ile özel dns ağı paylaşması ama Türkçe dilinin bile olmaması da bu garipliklerin üstüne tuz biber. Kimse bana önceki Youtube ban dan bahsetmesin, mağlubiyetler hırslara gebedir!

Şimdiye çok farklı şeyler olmalıydı. En başta diğer Google servisleri gibi Youtube'un da dilleri arasında tr olmalıydı, mobil uygulaması yayılmalıydı tr olarak. Android için bu kadar Rom kısıtlaması olmamalıydı. Bıraksanız Android Market'te Türkçe içerik olmayacak nerdeyse. Google Maps'in hala tr destekli versiyonu yok, telefonunuzda daha önceden yüklü değilse, ve harici kaynaklardan yükleyip riske etmek istemiyorsanız, Google Maps'i unutmalısınız demektir, ülke kısıtlaması yapıyor çünkü. 

Bu liste o kadar uzar gider ki.. En acaibi ofisini bile daha yeni yeni işlevselleştirmesi. O da sadece reklam alanında.

Bir şirket Türkiye gibi bir ülkede neden aktif bir rol almaz bunu anlayamıyorum (jeolojik açısından). Buraya hakim olan, orta doğuya hakim olur. Normalde olması gereken üniversitelerle çalışmak, yeni beyinleri bulmak, çözüm ortakları oluşturmak, gerekirse şirketler satın almak, yeni alanlara ulaşmak diye uzar gider de.. Bunu herkes yaparken Google'ın yapmaması niyedir bilmem.

Kusura bakmayın biraz takmış gibiyim ama, bir dünya devinin bunu yapmasının bir hata değil, bir sonuç olduğunu sanıyorum. Kafamda tüm yön tabelaları Microsoft'u işaret ediyor gibi geliyor. Yada başka birileri.

Bilmem ben mi paranoyaklaşıyorum..

Yahu yıllardır neden sadece Microsoft etkin bu ülkede?

Siz ne dersiniz?.

Ülkemiz vatandaşları o kadar garip ki.. Bu yazı yazmak istesem roman olur ama az ve öz olsun anlaşılsın maksatlı yazılan bir yazıdır.

Geçtiğimiz günlerde Anonymous grubunun yaptığı açıklamaya istinaden ortam bir hayli gerilmişti ve bugün olan oldu. Devlet sitelerine öncelik TİB'e olmak üzere saldırı almaya başladı. Tüm bunların arasında karşı koyan tek grup Ayyıldız oldu, o da yetersiz kaldı ve karşı saldırıyı aldı.. Şu sıralar da o da offline durumda..

Şu sıralar TİB büyük server ağının avantajlarından faydalanıyor, ufak bir yazılım geliştirilmiş, hangi server boşsa istekleri oraya gönderiyor ve index.serverno.html olarak sayfaları çağırıyor.. Saldırı alıyor fakat yayında kalmayı bu şekilde başarıyor.. Bence çok da iyi hazırlanmış...

An itibariyle Deniz Kuvvetleri Komutanlığı sitesine 2 dk. da giriş yapabildim, Sosyal Güvenlik Kurumu sitesine giriş yapılamıyor.

Tüm bunlar olurken, devlet kurumlarımızın siteleri saldırı alırken, hayret ve ibretle izliyorum ki, bir kısım vatandaş (vatandaş demeye utanıyorum)ın zil takıp oynamadığı kaldı. Sansüre karşı bizim tepkimizi veriyorlar gibisinden düşünceler mevcut. Hımmm, o zaman AKP aleyhindeki kişiler de ABD ile anlaşsın, ABD ordusu Irak'ı işgal ettiği gibi Türkiye'yi de işgal etsin, AKP yi ve orduyu dağıtsın, herşey tam olsun. Kısaca yapılan şey, vatan satmakla eşdeğerdir.

Tarihte her zaman milletimizin sorunları olmuş, ama sorunlarını kendi çözmeyi bilmiştir. Eğer sansür sorunumuz varsa; 40.000 kişi boşuna yürümedi, boşuna eylem yapmadı. Tepkisini ortaya koydu bu millet ve halen de sosyal mecralarda gündemden düşmüyor..

Yapılan şeyin ucu o kadar açık ki anlatılmaz. Ben bunu yapanların darbeci zihniyetiyle aynı olduğunu düşünüyorum kimse kusura bakmasın. Bugün AKP karşısındakilerin sırf AKP düşsün diye darbeye kalkışması ne kadar vatan hainliği ise, şuanda gerçekleştirilen siber saldırıya destek vermek, katılmak gibi eylemlerde bulunmak da o kadar vatan hainliğidir..

Yaptığının farkında olmayan da bir an önce aklını başına toplasın! Bize biz yeteriz! Dış müdahalelere izin vermek vatan hainliğidir!.

Laf nereye gidiyorsa gitsin, kim üstüne alınıyosa alınsın.. Bugün sanal alemde dış müdahaleye destek verenler, yarın gerçek savaşta da onların safına geçerler!.

Ha bu arada çoluk çocuk işi olan DDos saldırılarını bıraksın da gerçek emek gerektiren Script veya DB sızmaları için uğraşsın o adı lasım değil grup. En kolayı da SQL Injection. Buyursunlar.. Önüne gelen hacker olmuş anasını satayım.............

Yasin Koç
PHP Developer - Ysp Owner

Merhabalar,

Bir Türk olarak hepimizin boynumuzun borcu olarak görüyorum ben bu tavsiye işini. 2 Türk girişimci arkadaş biraraya gelip, bir projeye girişmişler. İncelediğim kadarıyla başarılı olabilecek, iyi bi iş. Bize de destek vermek düşüyor.

Bahse konu siteye ulaşmak için buraya tıklayınız.

Girişimin sahipleri, Burak Aydın ve Behran Sert.

Proje, film değerlendirme projesi yada sosyal film projesi de denebilir sanırım. Üye olduktan sonra, filmlere puan verip yorumlarınızı yazabiliyorsunuz. Başkalarının oyladıkları filmleri beğenebiliyorsunuz, onlara ek yorumlar katabiliyorsunuz, yada ben de izledim seçeneği ile sizin duvarınızda da yer almasını sağlayabiliyorsunuz.. Bunların yanında kullanıcılar arasında takib etme ve takib edilme özellikleri de mevcut.

Sade bir tasarım, JQuery ile entegre edilmiş esnek, hızlı ve pratik bir çatı ve kullanım kolaylığı projeyi kullanışlı kılan seçeneklerden..

Eksiklerine yada bitmemiş özelliklerine bakacak olursak;
Şuan arama algoritması tam olarak çalışmıyor, arama işlevinde filmleri göremiyorsunuz. Filmlerinde eklenmesi gerekli tabii ki buna. Son günlerde Bildirim özelliği de eklendi fakat tasarım sorunu mevcut şuan üzerinde..
Site üzerinde yakında eklenicek güncellemelerden birkaçını görebiliyoruz fakat bazıları arka planda gelişmeye devam ediyor..

Belirtmekte fayda var, proje daha çok yeni ve o yüzden eksikleri ve hataları mevcut, olmalı da zaten. Bizim desteklerimizle, geri dönüşlerimizle hatalar ve eksiklikler giderilecektir eminim zamanla..

Başka örnekleri yokmuydu? Olabilir, olmuştur, vardır da. Fakat bu başarılı olmasına engel değildir, ki Türkiye'de başka bir örneği olduğunu sanmıyorum..

Son olarak projenin bir önizlemesini ekleyip, girişim sahibi arkadaşlara başarılar diliyorum ;)

Preview

 

Skype & MicrosoftFacebook ile Google arasında gidip gelen Skype, bugün Reuters‘in açıklamalarını doğru çıkardı ve Microsoft’a satıldığını açıkladı. Yapılan açıklamaya göre Microsoft Skype’ı 8.5 milyar dolar nakit karşılığında satın almış.

Microsoft’un sahip olduğu gerçek zamanlı sesli ve görüntülü iletişimi teknolojileri artık Skype sayesinde daha da güçlü bir şekilde devam ettirilecek. 2010′da 207 milyar dakika sesli ve görüntülü iletişim sunan Skype, Lync, Outlook, Messenger, Hotmail ve Xbox LIVE üzerinde kişiler ve gruplar arası online iletişimi kuvvetlendirmek için kullanılacak.

Skype, Windows Phone’a da dahil edilecek ve dolayısıyla yeni nesil Nokia telefonların ayrılmaz bir parçası olacak. Microsoft içinde oluşturulan yeni Microsoft Skype Birimi’ni Skype CEO’su Tony Bates yönetecek ve tüm bu gelişmelerin önünü açacak.

2003′te kurulan Skype, 2005′te eBay tarafından, 2009 sonunda da Silver Lake‘in başını çektiği bir yatırımcı grubu tarafından satın alınmıştı. Geçen 18 ayda oldukça karlı bir dönem geçiren Skype’ın bu sayede daha önce konuşulan 3-4 milyar dolarlık bedeli ikiye katladığı kabul edilebilir.

Microsoft’un Facebook’un ilk büyük yatırımcısı olduğunu düşünürsek Google’ın bu yarışta saf dışı kaldığını Facebook’un ise istediğini dolaylı olarak alabileceğini söyleyebiliriz. Bakalım Microsoft, Skype hamlesi ve Nokia anlaşması ile değerini ne kadar yükseltecek..

Kaynak: webrazzi

Sayfa Seçiniz: Sonraki Son >>

 

Kullanıcı Girişi

Kullanıcı Adı:
Şifre:

Bağlantılar

Since 2006. Powered By ysn © Rss